36
SURE

Yasin Suresi

Hasan Basri Çantay • Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Yasin.
2
O hikmet dolu Kur'ana yemin ederim ki,
3
Sen (Habibim) hiç şübhesiz (Hak canibinden) gönderilen (peygamber) lerdensin.
4
Dosdoğru bir yol üzerindesin.
5
(Bu Kur'an) yegane gaalib, çok esirgeyici (Allah) in indirdiği (bir kitab) dır.
6
(Bunun) hikmeti de (yakın) ataları azab ile korkutulmamış, bu yüzden kendileri gaflet içinde kalmış olan bir kavmi (onunla) korkutmandır.
7
Andolsun ki bunların çoğunun üzerine o söz hak olmuşdur. Artık bunlar iman etmezler.
8
Hakıykat, biz onların boyunlarına öyle laleler geçirdik ki bunlar çenelerine kadar (dayandı). Şimdi onlar, kafaları ve burunları yukarı kaldırılmış haldedirler.
9
Biz hem önlerinden bir sed, hem arkalarından bir sed çektik. Böylece onları sarıverdik. Artık görmezler.
10
Onları (azab ile) ha korkutmuşsun, ha korkutmamışsın onlarca birdir. İman etmezler.
11
Sen ancak o zikre uyan ve çok esirgeyici (Allah) a gaaibane büyük saygı gösteren kimseleri inzar edeceksin. İşte sen on (lar) ı hemen mağfiretle, hem çok şerefli mükafatla müjdele.
12
Hakıykat, ölüleri biz diriltiriz biz. Önden gönderdikleri şeyleri ve (bırakdıkları) eserleri de biz yazarız. (Zaten) biz her şey'i apaçık bir kitabda (yazıb) saymışızdır.
13
Onlara o şehir yaranını misal getir. Hani oraya elçiler gelmişdi.
14
Biz o zaman kendilerine iki (elçi) göndermişdik de onları tekzib etmişlerdi. Biz de bir üçüncü ile (bunları) takviye etmişdik de "Hakikat, biz size gönderilmiş elçileriz" demişlerdi.
15
Onlar: "Siz, dediler, bizim gibi insandan başka (kimseler) değilsiniz. Hem Rahman hiçbir şey indirmemişdir?. Siz yalan söyler (kimse) lerden başkası değilsiniz.
16
(Elçiler şöyle) dediler: "Rabbimiz biliyor ki biz hakıykaten size gönderilmiş elçileriz".
17
"Bizim üzerimize (düşen vazife) apaçık tebliğden başkası değildir".
18
Dediler: "Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzlandık. Eğer vaz geçmezseniz, andolsun, sizi mutlak taşlarız. Bizden size muhakkak acıklı bir işkence de dokunur".
19
(Onlar da): "Sizin uğursuzluğunuz, dediler, kendi beraberinizdedir. Size nasıyhat edilirse mi? Hayır, siz haddi aşıb taşanlar güruhusunuz".
20
O şehrin en uc (kenar) ından koşarak bir adam geldi. "Ey kavmim, dedi, uyun o gönderilmiş olanlara".
21
"Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o kimselere. Onlar hidayete ermiş (zatler) dir".
22
"Ben, beni yaratana neden kulluk etmeyecekmişim? Siz (hepiniz) ancak Ona döndürü (lüb götürü) leceksiniz".
23
"Ben Ondan başka Tanrılar edinir miyim? Eğer O çok esirgeyici (Allah) bana bir zarar (yapmak) dilerse onların (iddia etdiğiniz) şefaati bana hiçbir şeyle faide vermez. Onlar beni asla kurtaramazlar".
24
"Şübhesiz ben o takdirde mutlak apaçık bir sapıklık içindeyim (demek) dir".
25
"Gerçek, ben Rabbinize iman etdim. İşte bunu benden duyun".
26
(Ona): "gir cennete denildi. (O da) "Nolurdu, dedi, kavmim bilselerdi",
27
"Rabbimin beni yarlığadığını, beni (cennetle) ikram edilenlerden kıldığını".
28
Ondan sonra kavminin üzerine gökden hiçbir ordu indirmedik, indiriciler de değildik.
29
(Onların yakalanması, yahud ukuubeti) birtek sayhadan başka (bir şeyle) değildi. Artık hemen sönü (b gidi) verenler (oldular).
30
Ey kulların üzerine (çöken büyük) hasret (ve nedamet, hazır ol! Çünkü) onlar kendilerine herhangi bir peygamber (ve elçi) gelmeye dursun, ille onunla istihza ederlerdi.
31
Kendilerinden evvel nice nesilleri helak etdiğimiz, bunların birdaha onlara dönmez (ümmet) ler olduklarını (müşrikler) gör (ür gibi bil) mediler mi?
32
(Onların) hepsi de, muhakkak, toptan bizim karşımıza ihzaaren getirilmişlerdir (getirileceklerdir).
33
Ölü toprak — ki biz onu canlandırdık. İçinden dane (ler) çıkardık da ondan yeyip duruyorlar — onlar için bir ibret (bir delil) dir.
34
Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından nice bostanlar yapdık. İçlerinde pınarlardan (nicesini) fışkırtdık,
35
(Allahın yaratdığı) mahsulden ve kendi ellerinin yapdıklarından yemeleri için. Haala şükretmeyecekler mi?
36
Yerin bitirmekde olduğu şeylerden, (insanların) kendilerinden ve daha bilemeyecekleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allahın şanı ne kadar yücedir,) münezzehdir!
37
Gece de onlar için bir ayetdir. Biz ondan gündüzü sıyırıb çıkarırız. Bir de bakarlar ki karanlığa girmişlerdir onlar.
38
Güneş de (ilahi bir ayetdir ki) kendi karargahında (mahrekinde aleddevam seyr ve) cereyan etmekdedir. Bu, mutlak gaalib, (her şey'i) hakkıyle bilen (Allah) ın takdiridir.
39
Ay (a gelince:) Biz ona da menzil menzil mıkdarlar ta'yin etdik. Nihayet o, eski hurma salkımının eğri çöpü gibi bir haale dönmüşdür (döner).
40
Ne güneşin aya erişib çatması, ne de gecenin gündüzü geçmiş olması gerekmez. (Ecramdan) hepsi de (ayrı ayrı) birer felekde yüzerler.
41
Onlar için bir ayet (ve ibret) de bizim, onların zürriyyetlerini o dopdolu gemilerde taşımış olmamız,
42
Ve kendilerine bunun gibi binecekleri (nice) şeyleri yaratmış bulunmamızdır.
43
Eğer dilersek onları (suda) boğarız. O suretde kendileri için bir imdadcı da yokdur, onlar kurtarılamazlar da.
44
Meğer ki bizden bir esirgeme ve daha bir zamana kadar yaşatma (mukadder) ola.
45
Onlara "Önümüzdekinden de, arkanızdakinden de sakının. Taki esirgerlesiniz" denildiği zaman (yüz çevirdiler).
46
Onlara Rablerinin ayetlerinden herhangi bir ayet gelmeye dursun, ille ondan yüz çeviricidirler.
47
Onlara "Allahın sizi rızıklandırdığı şeylerden (hayra) harc edin" denilince o küfredenler, iman edenlere (şöyle) dedi (ler): "Allahın, dileseydi, yedireceği kimseye biz mi yedirecek misiz? Siz apaçık bir sapıklıkda bulunanlardan başkaları değilsiniz".
48
"Siz doğru söyleyenlerseniz bu tehdid (in tehakkuku) ne zaman (söyleyin)?" derler.
49
Onlar birbiriyle itişib dururlarken kendilerini yakalayacak bir tek sayhadan başkasını gözetmezler.
50
(İşte o zaman) bunlar bir vasıyyetde bile bulunamazlar. (Hatta o vakit) ailelerine dahi dönecek (halde) değildirler.
51
"Suur" a üfürülmüşdür. Artık bakarsın ki onlar kabirlerinden (kalkıp) Rablerine doğru koşup gidiyorlar.
52
(O zaman şöyle) demişlerdir: "Eyvah bize! Uyuduğumuz yerden bizi kim kaldırdı? Bu (Ba's) çok esirgeyici (Allah) ın va'd etdiği şey. Gönderilen (peygamber) ler (meğer) doğru söylemiş".
53
(Bu), birtek sayhadan başkası değildir. Artık onlar topdan (ve) derhal izhaaren önümüze getirilmişlerdir.
54
İşte bugün kimseye hiçbir şeyle haksızlık edilmez. Siz de yapar olduğunuzdan başkasiyle mukaabele görmezsiniz.
55
Şübhe yok ki bugün cennet yaranı mesruru handan bir zevk ve eğlence içindedirler.
56
Kendileri de, zevceleri de (cennet) gölgeler (in) dedirler. Tahtların üstüne kurulub dayanmışlardır.
57
Orada taze yemiş (ler) onların, temenni edecekleri herşey onlarındır.
58
Çok esirgeyici Rab (lerin) den bir de selam (var) dır.
59
"Ey günahkarlar, bugün siz (bir tarafa) ayrılın"!
60
(60-61) Ey Adem oğulları, "Şeytana tapmayın. Çünkü o, sizin için (Rabbinizden) ayıran bir düşmandır, Bana ibadet edin. işte dosdoğru yo! budur" diye size emr etmedim mi? (buyuracak).
61
(60-61) Ey Adem oğulları, "Şeytana tapmayın. Çünkü o, sizin için (Rabbinizden) ayıran bir düşmandır, Bana ibadet edin. işte dosdoğru yo! budur" diye size emr etmedim mi? (buyuracak).
62
Andolsun ki (şeytan) sizden birçok halkı sapdırmadı. O vakit neye akıl etmiyordunuz?
63
İşte bu, (öteden beri) tehdid edegeldiğiniz cehennemdir.
64
Küfür (ve inkarda ısrar) edişinize mukaabil girin oraya.
65
O gün ağızlarının üstüne mühür basarız. Ne irtikab ediyor idiyseler bize elleri söyler, ayakları (ve diğer uzuvları) da şahidlik eder.
66
Eğer dileseydik onları gözlerinin üzerinden silme kör yapardık da yolda koşuşub (didişib) kalırlardı. Artık nasıl göreceklerdi?
67
Yine dileseydik onları oldukları yerde suratlarını değişdirib bambaşka çirkin bir mahiyyete getirirdik de ne ileri gitmiye, ne geri dönüb gelmiye güçleri yetmezdi.
68
Kime uzun ömür veriyorsak onun yaratılışını baş aşağı ediyoruz. (Buna da) akılları ermiyor mu?
69
Biz ona şiir öğretmedik. (Bu) ona yakışmaz da. O (nun getirdiği kitab) bir öğütden ve (hükümleri) açıklayan bir Kur'andan başkası değildir.
70
(Bu da) hayatı olan kimselere (gelecek tehlikeleri) haber vermek ve kafirlere o söz hak olmak için (dir).
71
Ellerimizin işleyib yapdıklarından kendileri için bunca davarlar yaratdığımızı, bu sayede onlara malik olmuş bulunduklarını da görmediler mi?
72
Biz onları kendilerine müsahhar kıldık. İşte binecekleri bunlardan, yiyecekleri bunlardandır.
73
Bunlarda kendileri için daha nice menfeatler ve içecekler vardır. Haala şükr etmezler mi?
74
Onlar Allahı bırakıb (guya) kendileri yardım (a mazhar) edilecekler ümidiyle (başka) ma'budlar edindiler.
75
Ki bunlar onlara asla yardım edemezler (Bil'akis) kendileri bunlar için hazırlanmış (bir sürü) avenedir.
76
O halde (habibim) onların lafı seni gamnak etmesin. Şübhe yok ki biz onların neler gizlemekde olduklarını, neler açıklaya geldiklerini biliyoruz.
77
İnsan, kendisini bir nutfeden yaratdığımızı gör (ür gibi bilmedi mi ki şimdi o, açıkdan açığa müfrit bir muhaasım (kesilmekde) dir.
78
O, kendi yaratılışını unutarak bize bir misal getirdi: "Bu çürümüş kemiklere kim can verecekmiş?" dedi.
79
(Habibim) de ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı hakkıyle bilendir".
80
O, yemyeşil ağaçdan sizin için bir ateş çıkarandır. İşte bakın (ateşi) ondan (çakıb) alıyorsunuz.
81
Gökleri ve yeri yaratan (Allah), onlar gibisini yaratmıya kaadir değil midir? Elbette (kaadirdir). O, (bütün kainatı) yaratandır, (her şey'i) hakkıyle, bilendir.
82
Onun emri, bir şey'i dilediği zaman, ona ancak "Ol" demesinden ibaretdir. O da oluverir.
83
Demek her şey'in mülk-ü tesarrufu (ve kudreti) kendi elinde bulunan (Allah) ın şanı ne kadar yücedir, münezzehdir! Siz ancak Ona döndürül (üb götürül) eceksiniz.