3
SURE

Ali İmran Suresi

Süleymaniye Vakfı • Süleymaniye Vakfı Meali
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Elif, Lam, Mim.
2
O, Allah: O'ndan başka ilah yoktur; daima diridir, sürekli işinin başındadır.
3
Gerçekleri içeren ve kendinden öncekileri tasdik eden[1] bu Kitab'ı sana, O indirmiştir. Tevrat'ı ve İncil'i de O indirmiştir.
4
Önceki insanların rehberi onlardı[1]. Bütün Furkanları (doğruyu yanlıştan ayıran kitapları)[2] O indirmiştir. Allah'ın ayetlerini görmezlikte direnenlerin (kafirlerin) cezası, suçları ile doğru orantılıdır[3]. Üstün olan, hak edildiği[4] kadar ceza veren Allah'tır.
5
Göklerde[1] ve yerde hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.
6
Sizi, analarınızın rahminde, tercihine göre biçimlendiren O'dur[1]. O'ndan başka ilah yoktur. Daima üstün ve bütün kararları doğru olan O'dur.
7
Bu Kitab'ı sana indiren O'dur. Âyetlerinin bir kısmı muhkemdir[1]; onlar kitab'ın[2] ana ayetleridir. Diğerleri müteşabih[3] (benzeşik) olanlardır. Kalplerinde eğrilik olanlar, istedikleri te'vili (bağlantıyı) kurup istedikleri fitneyi çıkarmak için Kitap'tan, kendi eğrilikleriyle[4] benzeşen şeye uyarlar. Oysa onun tevilini (ayetleri birbiri ile ilişkilendirmeyi)[5] sadece Allah bilir. Bu ilimde[6] sağlam duruş gösterenler de şöyle derler: "Biz, bu ilme inandık, hepsi (muhkem, müteşabih ve tevil) Sahibimiz katındandır." Bu zikre[7] (doğru bilgiye) sadece sağlam duruşlu olanlar ulaşabilirler[8].
8
(Onlar şöyle derler:) Sahibimiz! Bizi yoluna kabul ettikten sonra, kalplerimizin eğrilmesine izin verme[1]. Bize katından iyilikte bulun! Hep bağış yapan Sen'sin.
9
Sahibimiz! Geleceğinde şüphe olmayan bir günde, insanları bir araya getirecek olan da Sen'sin. Sen[1] sözünden dönmezsin.
10
Ayetleri görmezlikte direnenleri (kafirleri), Allah'ın cezasından ne malları ne de çocukları kurtarabilir. Onlar cehennem yakıtıdırlar.
11
Bunların tutumu, Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin tutumu gibidir[1]. Onlar da ayetlerimiz karşısında yalana sarılmışlardı[2] da Allah suçüstü yakalamıştı. Allah cezayı, suçla doğru orantılı olarak[3] verir.
12
Âyetleri görmezlikte direnenlere de ki: "Sonunda kaybedecek ve Cehennem'e toplanacaksınız! Orası ne kötü beşiktir![1]"
13
(Bedir'de) Karşı karşıya gelen o iki orduda, sizin için bir belge vardır. Biri Allah yolunda savaşanlar, diğeri ise ayetleri görmezlikte direnenler topluluğuydu. (Müminler) onları göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyordu[1]. Allah, doğru tercihte bulunanı kendi yardımı ile destekler. İleri görüşlüler için bunda bir ibret vardır.
14
Kadınlar[1], çocuklar[2], yığınla altın ve gümüş, cins atlar, en'am[3] ve ürünler insana, içi gidecek kadar süslü gösterilmiştir. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Kalıcı güzellikler, Allah katındadır.
15
De ki: "Size onlardan daha iyisini söyleyeyim mi? Kendini koruyanlar (müttakiler) için Sahipleri katında, ölümsüz olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan bahçeler, kusursuz hale getirilmiş[1] eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kullarını görmektedir."
16
Onlar şöyle derler: "Sahibimiz! Biz inanıp güvendik, günahlarımızı bağışla, o ateşin azabından bizi koru!"
17
Onlar sabırlı, özü sözü doğru, Allah'a içten boyun eğen, mallarından hayra harcayan ve seher vakitlerinde[1] bağışlanma dileyen kimselerdir.
18
Allah'tan başka ilah olmadığına Allah, melekler ve doğruluktan şaşmayan bilgi sahipleri şahittir.[1] Evet, O'ndan başka ilah yoktur. Daima üstün olan, bütün kararları doğru olan O'dur.
19
Allah katında din, İslam'dır.[1] Kendilerine kitap verilenler, bu ilim[2] geldikten sonra, sırf birbirlerine hakimiyet kurma çabaları yüzünden ihtilaf çıkarırlar. Kim Allah'ın ayetlerini görmezlikten gelirse, Allah onun hesabını hızlı görür.
20
Seninle tartışırlarsa de ki: "Ben her şeyimle Allah'a teslim oldum; bana uyanlar da öyle!" Kendine Kitap verilenler ile ümmilere (önceki kitaplardan bilgisi olmayanlara) de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim olurlarsa, yola gelmiş olurlar. Ama yüz çevirirlerse, sana düşen yalnızca ayetleri bildirmektir. Allah kullarını görür.
21
Allah'ın ayetlerini görmezlikten gelenlere, nebilerini[1] haksız yere öldürenlere ve dürüstçe davranılmasını isteyen insanları da öldürenlere müjde ver: Acıklı bir azap onları beklemektedir![2]
22
İşleri, dünyada da ahirette de boşa çıkacak olanlar onlardır. Yardım edecek kimseleri olmayacaktır.
23
Allah'ın Kitabı'ndan bilgi sahibi olanları görmedin mi? Aralarında kararı Kitap versin diye Allah'ın Kitabına çağrılınca onlardan bir bölümü yüz çevirerek geri çekiliyorlar.
24
Bunun sebebi şöyle demeleridir: "O ateş bizi yaksa yaksa birkaç gün yakar!" Dinleri konusunda uydurdukları şeyler, kendilerini yanıltmaktadır.
25
Geleceğinde şüphe olmayan bir gün onları topladığımızda ne hale düşerler! O gün herkese, yaptığının karşılığı tam olarak verilecek ve kimseye haksızlık yapılmayacaktır.
26
De ki: "Ey tüm yetkileri elinde tutan Allah'ım! Tercih ettiğin[1] kişiye yetki verir, tercih ettiğinden yetkiyi alırsın. Tercih ettiğin kişiyi üstün konuma getirir ve yine tercih ettiğin kişiyi değersizleştirirsin. Bütün iyilikler Senin elindedir. Sen her şeye bir ölçü koyarsın.
27
Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü gecenin içine sokarsın.[1] Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden de ölüyü çıkarırsın. Tercih ettiğin kişiye hesapsız rızık verirsin."
28
Müminler kafirleri kendilerine, müminlerden yakın tutmasınlar. Onlardan bir şekilde korunma haricinde bunu yapanın Allah'tan bir beklentisi olamaz. Allah, sizi kendine karşı uyarır. Dönüp varacağınız yer, Allah'ın huzurudur.
29
De ki: "Gizleseniz de açığa vursanız da içinizde olanı[1] Allah bilir. O, göklerde ve yerde olanları bilir. Her şeye ölçü koyan Allah'tır."
30
Her kişi, yaptığı iyilikleri de yaptığı kötülükleri de karşısında bulduğu gün, "keşke kötülüklerim çok gerilerde kalsaydı!" diye yanıp tutuşur. Allah sizi, kendine karşı uyarır. Allah, kullarına karşı çok şefkatlidir.
31
De ki: "Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Bağışlaması çok, iyiliği bol olan Allah'tır".
32
De ki: "Allah'a yani Kitabına[1] boyun eğin." Yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah, ayetleri görmezlikten gelenleri (kafirleri) sevmez.
33
Allah Âdem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini çağdaşlarına karşı[1] seçkin konuma getirmişti.
34
Bunlardan biri diğerinin soyundandır. Dinleyen ve bilen Allah'tır.
35
Bir gün İmran'ın karısı şöyle dedi: "Sahibim! Karnımda olanı, bağımsız olarak[1] sana adadım; benden kabul et! Dinleyen de bilen de Sen'sin!"
36
Doğum yapınca, ne doğurduğunu Allah daha iyi bildiği halde "Sahibim! Kız doğurdum. Erkek kız gibi olmazdı! Ben ona Meryem adını verdim; onu ve soyunu, kovulmuş şeytandan korumanı bekliyorum." dedi.
37
Sahibi Meryem'i güzelce kabul etti ve güzel bir bitki[1] gibi yetiştirdi. Bakımını da Zekeriya'ya yükledi[2]. Zekeriya ne zaman onun dairesine[3] girse yanında bir rızık (yiyecek veya giyecek)[4] bulur: "Meryem! Bu sana nereden?" diye sorardı. O da "Allah katındandır! Allah, tercih ettiğine[5] hesapsız rızık verir!" derdi.
38
Zekeriya, orada Sahibine dua etti: "Sahibim! Bana kendi katından temiz bir soy nasip et! Sen duamı dinlersin!" dedi.
39
(Meryem'in olduğu) dairede, ayakta namazda iken melekler şöyle seslendiler: "Allah sana, Allah'ın bir sözünü onaylayacak[1]; önder, kendine hakim ve iyilerden bir nebi olacak olan Yahya'yı müjdeliyor."
40
(Zekeriya): "Sahibim! benim nasıl oğlum olur? İhtiyarlık gelmiş çatmış, karım da kısır!" dedi. "Bu olacak! Allah, tercih ettiği şeyi yapar." dedi.
41
(Zekeriya:) "Sahibim! Benim için bir gösterge belirle!" dedi. Allah: "Göstergen üç gün boyunca insanlarla, işaret dili dışında bir dille konuşamamandır[1]. Sahibini çokça an ve sabah akşam O'na ibadet et."[2] dedi.
42
Bir gün melekler Meryem'e de şöyle seslendiler: "Meryem! Allah seni seçti, tertemiz yaptı ve çağdaşın olan kadınlara üstün kıldı.
43
Ey Meryem! Sahibine içten boyun eğ, secdeye kapan ve rüku edenlerle birlikte rüku et!"[1]
44
İşte bu, sana vahiy yoluyla bildirdiğimiz gayb[1] haberlerindendir. Yoksa Meryem'in bakımını kim üstlenecek diye kura çekerlerken yanlarında değildin. Aralarında tartışırlarken de yanlarında değildin.
45
Yine bir gün melekler Meryem'e dedi ki: "Meryem! Allah sana kendisinden bir söz[1] müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada da ahirette de itibarlıdır ve Allah'a yakın olanlardandır.
46
Hem beşikte hem yetişkin çağda insanlara hitap edecek ve iyilerden olacaktır."
47
Meryem, "Sahibim! Benim nasıl çocuğum olur? Bana erkek eli değmedi ki!" dedi. "Olacak!" dedi. Allah tercih ettiği şeyi yaratır. Bir işe karar verdi mi sadece "Ol" der ve o şey oluşur."
48
Allah ona Kitabı, Hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecektir.
49
İsa, İsrailoğullarına elçi olarak geldiğinde (şöyle dedi:) "Size, Sahibinizin belgesi ile geldim. Sizin için çamurdan kuş heykeli yaratır,[1] ona üflerim de Allah'ın izni ile kuş olur. Doğuştan kör olan ve alaca hastalığına tutulmuş olanı iyileştiririm. Allah'ın izni ile ölüleri diriltirim. Evlerinizde neler yediğinizi ve neleri biriktirdiğinizi size bildiririm. Eğer Allah'a güvenen kimselerseniz bunlar gerçekten, sizin için birer belgedir.
50
"Önümdeki Tevrat'ı onaylamak[1] ve size haram kılınmış[2] bazı şeyleri helal kılmak için geldim. Size, Sahibinizin belgesi ile geldim. Artık Allah'tan çekinin de sözümü dinleyin.
51
"Allah, benim Sahibim olduğu gibi sizin de Sahibinizdir, O'na kul olun, doğru yol budur." dedi.
52
İsa, ayetleri görmezlikten geldiklerini sezince, "Allah yolunda bana kimler yardım eder?" dedi. Havariler[1]; "Allah için bizler yardım ederiz. Allah'a inanıp güvendik. Şahit ol; biz ona teslim olmuş kimseleriz." dediler.
53
"Sahibimiz! İndirdiğin her şeye inandık ve Elçi'ne uyduk. Artık bizi buna şahitlik edenlerle birlikte yaz."
54
Onlar (kafirler), bir oyun kurmuşlardı; Allah da oyun kurdu[1]. En iyi oyun kuran Allah'tır.
55
Bir gün Allah şöyle dedi: "Ey İsa! Senin ruhunu alacağım[1] ve katıma yükselteceğim[2]. Ayetlerimi görmezlikten gelen şu insanlardan seni arındıracağım. Sana uyanları, kıyamet gününe kadar kafirlerden üstün kılacağım[3]. Sonunda yeniden diriltilip bana geleceksiniz[4]. Aranızda anlaşmazlığa düştüğünüz konuları, o zaman karara bağlayacağım."
56
"Âyetlerimi görmezlikten gelenleri (kafirleri), hem dünyada hem ahirette şiddetli bir azaba çarptıracağım. Yardım edecek kimseleri de olmaz."
57
"İnanıp güvenen ve iyi iş yapanların ödülünü tam olarak veririm. Ben yanlış yapanları sevmem[1]."
58
"Bunları sana, ayetlerimizden; hikmetlerle dolu o Zikir'den[1] okumaktayız."
59
Allah katında İsa örneği, tıpkı Adem örneği[1] gibidir. Adem'i topraktan yarattı; sonra ona "Oluş!" dedi; o da oluştu.
60
Rabbinden (Sahibinden) gelen, tümüyle gerçektir. Sakın şüpheye kapılanlardan olma!
61
Bu bilgi geldikten sonra seninle kim tartışırsa de ki "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım, sizler ve bizler de katılalım; arkasından "Allah'ın laneti (dışlaması), yalancıların üstüne olsun." diye yalvaralım."
62
Bu olay tümüyle gerçektir. Allah'tan başka ilah yoktur. Üstün olan ve doğru kararlar veren Allah'tır.
63
Yine de yüz çevirirlerse çevirsinler, kimlerin bozguncu olduğunu bilen Allah'tır.
64
De ki: "Ey Ehl-i Kitap![1] Size göre de bize göre de doğru olan ortak şu söze gelin: Allah'tan başkasına kul olmayalım. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Birimiz, Allah'tan önce birilerini rabler edinmesin." Yüz çevirirlerse deyin ki: "Şahit olun, biz Allah'a teslim olmuş kimseleriz."
65
Ey Ehl-i Kitap![1] İbrahim hakkında niye tartışıyorsunuz? Tevrat da İncil de ondan sonra indirildi. Aklınızı kullanmaz mısınız?
66
Siz hakkında bilginiz olan konuda tartışırsınız, ama hakkında bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartışıyorsunuz? Bunları bilen Allah'tır, siz bilmezsiniz.
67
İbrahim Yahudi veya Hristiyan değildi. O, doğruya yönelmiş, Allah'a teslim olmuştu. Müşriklerden (Allah'ı ikinci sıraya koyanlardan) değildi.
68
İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, onun izinden gidenler ile bu Nebi (Muhammed) ve ona inanıp güvenenlerdir. Bütün müminlerin en yakını (velisi) Allah'tır.
69
Ehl-i Kitabın bir kesimi[1] "Ah sizi bir saptırabilsek!" diye fırsat kollarlar. Onlar sadece kendilerini saptırırlar, ama fark edemezler.
70
Ey Ehl-i Kitap![1] Allah'ın ayetlerini ne diye örtüyorsunuz[2], halbuki doğru olduklarına şahitsiniz[3]?
71
Ey Ehl-i Kitap![1] Gerçeği neden gerçek dışı gibi gösteriyor, bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
72
Ehl-i Kitaptan[1] bir kesim de der ki "Şu müminlere indirileni günün başında kabul edin, sonunda reddedin, belki vazgeçerler.
73
Dininize uyandan başkasına güvenmeyin!" De ki "Yol Allah'ın yoludur. Bütün bunları; size verilenin bir dengi başkasına verildi veya Allah katında size karşı delil getirirler diye mi yapıyorsunuz?" De ki "Her iyilik Allah'ın elindedir. Onu, tercihini doğru yapana verir. İmkanları geniş olan ve her şeyi bilen Allah'tır."
74
Yapacağı iyiliği, tercih ettiği kişiye yapar. Allah büyük iyilik ve ikram sahibidir.
75
Ehl-i Kitap[1] içinde öyleleri var ki bir hazineyi[2] emanet etsen aldığı gibi geri verir. Öyleleri de var ki bir dinarı[3] emanet etsen, tepesine dikilmeden vermez. Bu gibiler, Allah'a karşı bile bile yalan söyleyerek şöyle derler: "Kitab'ı bilmeyenlere (ümmilere)[4] karşı bir sorumluluğumuz yoktur[5]
76
Hayır! Kim sorumluluğunu yerine getirir ve kendini bozmazsa bilsin ki Allah, kendini bozmayanları[1] sever.
77
Allah'a verdikleri sözü ve ettikleri yemini, tükenecek bir bedelle değişenler, ahiretteki paylarından olurlar. Kıyamet günü Allah, onlarla konuşmaz, yüzlerine bakmaz ve onları aklamaz. Onların hak ettiği acıklı bir azaptır.
78
Onlardan bir takımı Kitaptan okur gibi dillerini eğip bükerler[1] ki Kitap'tan sanasınız. Ama Kitaptan değildir. "O Allah katındandır." derler, ama Allah katından da değildir. Allah'a karşı bile bile yalan söylerler.
79
Bir insana Allah; Kitap, hikmet ve nebilik verecek, o da tutup insanlara "Allah'tan önce bana kul olun!" diyecek! Buna hiç kimsenin hakkı yoktur[1]. Onun diyeceği şudur: "Kitabı öğretmenize ve özümsemenize karşılık sadece Rabbinizden (sahibinizden) yana olun."
80
Melekleri ve nebileri rabler edinmenizi de isteyemez. Siz Allah'a teslim olduktan sonra, ayetleri görmemenizi mi isteyecek?
81
Allah nebilerden kesin söz aldığında şöyle demiştir: "Size Kitap ve hikmet veririm de elinizde olanı onaylayan bir elçi gelirse kesinlikle ona inanacaksınız ve destek vereceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Bu ağır yükü (ısr[1]) yüklendiniz mi?". Onlar da "Kabul ettik" demişlerdir. Allah: "Siz buna şahit olun, sizinle beraber ben de şahidim" demiştir.
82
Bundan sonra sözünden dönenler, yoldan çıkarlar[1].
83
Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, isteyerek veya istemeyerek O'na teslim olmuştur. Hepsi hayata döndürülüp O'nun huzuruna çıkarılacaktır.
84
De ki "Biz Allah'a inandık ve güvendik. Bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a ve torunlarına indirilene, Musa'ya ve İsa'ya verilene; Nebilere Rableri tarafından ne verilmişse hepsine inandık. Hiçbirini diğerinden ayırmayız. Biz Allah'a teslim olmuş kimseleriz."
85
Kim İslam'dan[1] başka bir din arayışına girerse asla kabul edilmez. O, ahirette kaybedenlere karışır.
86
Kendilerine açık belgeler geldikten ve Allah'ın elçisinin/Kitabının hak olduğuna şahit olarak inanıp güvendikten sonra da ayetleri görmezlikte direnen (kafir olan) bir topluluğu Allah hiç yola getirir mi? Allah, yanlışlar içinde olan bir topluluğu yola getirmez.
87
Onların cezası, Allah, melekler ve bütün insanlar tarafından dışlanmaktır[1].
88
Sürekli dışlanmış olarak kalırlar. Azapları hafifletilmez, yüzlerine de bakılmaz.
89
(Ölmeden) Dönüş yapıp kendini düzelten olursa başka. Allah onları bağışlar ve iyilikte bulunur.
90
İnanıp güvendikten sonra kafir olan (ayeti görmezlikten gelen) ve kafirliği sürdürenlerin (ölünce yapacakları) dönme istekleri[1] kabul edilmez. İşte yoldan çıkanlar onlardır.
91
(İnandıktan sonra) Kafir olan ve kafir olarak ölenlerden biri, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye verebilecek olsa kabul edilmez. Onların hak ettiği acıklı bir azaptır. Onlara yardım edecek bir kimse de olmaz.
92
Sevdiğiniz şeylerden hayra harcamadıkça bolluğa ve refaha[1] kavuşamazsınız. Yaptığınız her harcamayı bilen Allah'tır.
93
(Yahudiler dedi ki)[1] Tevrat'ın indirilmesinden önce İsrail'in[2] kendine haram kıldığı yiyecekler dışında bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldir. De ki: "İddianızda haklı iseniz Tevrat'ı getirin de okuyun bakalım."[3]
94
Tevrat'ı okuduktan sonra kendi yalanlarını Allah'a mal edenler yanlış yaparlar[1].
95
De ki: "Allah doğruları söyler; İbrahim'in dosdoğru şeriatına uyun. O, müşriklerden (Allah'ı ikinci sıraya koyanlardan) değildi[1]."
96
İnsanlar için kurulan ilk ev, Bekke[1]'de olandır. Bereketli ve herkese doğru yönü (kıbleyi) göstersin diye kurulmuştur.
97
Orada apaçık göstergeler (ayetler)[1], İbrahim'in (ibadet için) durduğu yerler[2] vardır. Oraya kim girerse güvende olur. Bir yolunu bulup gidebilenlerin[3] o Beyt'te, Ka'be'de hac yapması, Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim bunu göz ardı ederse bilsin ki Allah'ın kimseye ihtiyacı olmaz. Bunu göz ardı edenler bilsinler ki Allah'ın kimseye ihtiyacı yoktur.
98
De ki "Ey Ehl-i Kitap![1] Neden Allah'ın ayetlerini örtüyorsunuz? Neler yaptığınıza Allah şahittir."
99
De ki "Ey Ehl-i Kitap![1] İnanmış kimseleri neden Allah'ın yolundan engelliyorsunuz? Neden o yolda anlaşılmayacak biçimde bir eğrilik[2] oluşturmaya çalışıyorsunuz? Üstelik bunu bile bile yapıyorsunuz. Yaptığınız hiçbir şey, Allah'a gizli kalmaz."
100
Ey inanıp güvenenler! Kendine kitap verilenlerin bir kesimine uyarsanız, inanıp güvendikten sonra sizi ayetleri görmeyecek hale getirirler (kafir yaparlar).
101
Siz (inanıp güvendikten sonra) ayetleri nasıl görmezsiniz? Size Allah'ın ayetleri okunmakta ve onun elçisi içinizde bulunmaktadır. Kim Allah'a sıkı sarılırsa, doğru yola girmiş olur.
102
Ey inanıp güvenenler! Allah'tan çekinerek nasıl korunmak gerekiyorsa öyle korunun . Son nefesinize kadar Allah'a teslim olmaya devam edin!"
103
Allah'ın ipine (Kur'an'a)[1] hep beraber sıkı sarılın, uzakta kalmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini aklınızdan çıkarmayın. Bir zamanlar aranızda düşmanlıklar vardı; Allah, kalplerinizi birbirine ısındırdı da O'nun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarındaydınız, oradan sizi O kurtardı. Allah, ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.
104
İçinizde insanları iyiliğe çağıran, marufa uymalarını isteyen ve münkere[1] karşı çıkan önder bir toplum (ümmet) bulunsun. İşte umduklarını bulacak olanlar onlardır[2].
105
Kendilerine açık ayetler geldikten sonra onlardan uzakta kalan ve ihtilaf çıkaranlar gibi olmayın. Onları bekleyen büyük bir azap vardır.
106
Bazı yüzlerin ak olduğu, bazı yüzlerin de karardığı hesap gününde, yüzleri kararanlara şöyle denir: "Siz inandıktan sonra kafir oldunuz[1], değil mi? Kafir olmanıza karşılık, tadın şu azabı!"
107
Yüzleri ak olanlar ise Allah'ın verdiği iyilik ve ikramlar içinde olacaklar, onlar orada ölümsüz olarak kalacaklardır.
108
Bunlar Allah'ın ayetleridir, sana bütün gerçekliği ile okuyoruz. Allah, kimseye haksızlık yapılmasını istemez.
109
Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Bütün işler, Allah'a arz edilir.
110
Siz insanlar için çıkarılmış en iyi toplumsunuz. Allah'a inanıp güvenir, marufun (Kur'an ölçülerine uygun olanın) yapılmasını ister, münkere (o ölçülere uymayana) karşı çıkarsınız. Ehl-i kitap[1] da inanıp güvenseydi kendileri için iyi olurdu. İçlerinde inanıp güvenenler vardır ama çoğu yoldan çıkmıştır.
111
Onlar size sıkıntıdan başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşsalar, gerisin geri dönüp kaçarlar. Sonra yardım da görmezler.
112
Allah'ın desteğini ve insanların desteğini almamış olanlar, her yerde alçaklık damgası yer, Allah'ın gazabına gelirler. Üzerlerinde çaresizlik damgası da olur. Çünkü Allah'ın ayetlerini görmezlikten gelmiş ve nebilerini haksız yere öldürmüşlerdir. Bu ceza, yaptıkları isyana ve aşırı davranışlarına karşılıktır.
113
Hepsi bir değildir, Ehl-i Kitap[1] içinde dik duruşlu bir toplum da vardır. Onlar gecenin bölümlerinde[2] Allah'ın ayetlerini okur, secde ederler.
114
Bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanan, marufa (Kitab'a) uygun olanı isteyen, münkere (o ölçülere uymayana) karşı çıkan ve hayırlı işlerde yarışan kimselerdir. İyi olanlar işte bunlardır.
115
Bunların yaptığı hiçbir iyilik göz ardı edilmez. Allah, kendisinden çekinerek korunanları bilir.
116
Kafirlerin[1] malları da çocukları da Allah'a karşı bir fayda sağlamaz. Onlar cehennem ahalisidir, orada ölümsüz olarak kalacaklardır..
117
Dünya hayatında yaptıkları iyilikler (Allah için olmadığından), kavurucu soğuk bir rüzgarın, yanlışlara dalan bir topluluğun ekinini vurup mahvetmesi gibi mahvolur, (bir faydasını görmezler). Allah, onlara yanlış yapmaz, yanlışı onlar kendilerine yaparlar.
118
Ey inanıp güvenenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin, sizi bozmak için yapmadıklarını bırakmazlar. Hep işlerinizi çıkmaza sokacak şeyler isterler. Nefretleri sözlerinden belli olur. İçlerindeki nefret ise daha büyüktür. Eğer aklınızı kullanırsanız onların göstergelerini size tam olarak açıkladık.
119
Bakın! Siz onları seven kimselersiniz ama onlar sizi sevmezler. Siz Kitabın tamamına inanırsınız oysa onlar sizinle karşılaşınca "İnandık!" der, kendi başlarına kalınca nefretlerinden tırnaklarını yerler. Onlara de ki "Nefretinizden çatlayın!". Onların içinde neler olduğunu Allah bilir.
120
Size bir iyilik dokunsa onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse mutlu olurlar. Kendinizi koruyarak sabrederseniz tuzaklarının size bir zararı olmaz. Yaptıkları her şeyi çepeçevre kuşatan Allah'tır.
121
Bir sabah evinden çıkmış, müminleri savaşacakları yerlere yerleştiriyordun. Her şeyi dinleyen ve bilen Allah'tır.
122
Allah müminlerin en yakını olduğu halde içinizden iki bölük korkudan dağılmaya yüz tutmuştu. Müminler yalnız Allah'a dayansınlar.
123
Siz güvenlik zaafına düşmüşken[1] bile Allah, Bedir'de yardımıyla sizi zafere ulaştırdı. Öyleyse Allah'tan çekinerek kendinizi koruyun ki O'na karşı görevinizi yerine getiresiniz.
124
O gün müminlere şöyle diyordun: "Allah'ın inen üç bin melekle yardım etmesi size yetmez mi?"
125
Yeter tabii. Ama koruma tedbirlerinizi alarak sabırlı davranırsanız, onlar da bu hırsla üzerinize gelirlerse Rabbiniz (Sahibiniz) size, onların peşlerini bırakmayan beş bin melekle destek verecektir.
126
Allah bu desteği, sadece bir zafer müjdesi olsun ve kalpleriniz yatışsın diye verir. Yoksa zafer, yalnızca Allah katındandır. O üstündür, doğru kararlar verir.
127
Bu desteği, kafirlerin[1] bir bölümünü koparıp atmak, perişan etmek veya kaybetmiş olarak geri dönmeleri için verir.
128
Bu konuda senin elinde bir şey yoktur; (kafirler ya dönüş yapar) Allah tevbelerini kabul eder veya yanlışlar içinde kaldıklarından dolayı onlara azap eder[1].
129
Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. O, affı hak edeni affeder, azabı hak edene de azap eder. Bağışlaması çok, iyiliği bol olan Allah'tır.
130
Ey inanıp güvenenler (müminler)! Özelliği kat kat katlanıp artma olan faizi yemeyin[1]. Allah'tan çekinin ki umduğunuza kavuşasınız.
131
Ayetleri görmezlik edenler (kafirler) için hazırlanmış olan o ateşten kendinizi koruyun.
132
Allah'a ve elçisine boyun eğin ki iyilik bulasınız.
133
Yarışmaya girin de Rabbiniz tarafından bağışlanma hakkını ve genişliği gökler ile yer arası kadar olan Cenneti kazanın. Orası, Allah'tan çekinerek kendini koruyanlar[1] için hazırlanmıştır.
134
(Yarışı kazanacak olanlar;) Bollukta ve darlıkta hayra harcayan, öfkelerine hakim olan ve insanların kusurlarına bakmayanlardır. Allah, güzel davrananları sever.
135
Onlar bir çirkinlik yapar veya kendilerini kötü duruma düşürürlerse derhal Allah'ı hatırlar ve günahlarının bağışlanmasını isterler. Günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir? Bir de yaptıkları yanlışta bile bile direnmezler.
136
Onların ödülleri; Sahiplerinin bağışlaması ve ölümsüz olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan bahçelerdir. Bu çalışmayı yapanların alacağı karşılık, ne güzeldir!
137
Sizden önce de doğru yolda[1] olan niceleri (bu Kitapta size) açıkça anlatıldı. Yeryüzünü gezin dolaşın da yalancıların sonunun nasıl olduğunu görün[2].
138
Burada anlatılanlar, insanlar için bir açıklama, çekinerek korunanlara doğru yolu gösterme ve bir öğüttür.
139
Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer inanıp güveniyorsanız en üstün olan, sizlersiniz.
140
Siz bir yara aldıysanız, karşınızdaki topluluk da vaktiyle öyle bir yara aldı. Böyle günleri, bir ona bir öbürüne, insanlar arasında döndürüp dururuz. Bu, Allah'ın inanıp güvenenleri bilmesi ve içinizden kimilerini şahit tutması içindir. Allah, yanlış yapanları sevmez[1].
141
Bunun bir sebebi de Allah'ın inanıp güvenenleri arındırması ve kafirleri çaresiz bırakması içindir.
142
Yoksa Allah, içinizden mücadele (cihad)[1] edenleri bilmeden ve sabredenleri de bilmeden cennete gireceğinizi mi hesap etmiştiniz[2]?
143
Ölümle burun buruna gelinceye kadar, ölmek istiyordunuz. Ama ölümü görünce donup kaldınız!
144
Muhammed sadece bir elçi­dir. Ondan önce de elçiler geldi. O ölse veya öldürülse, gerisin geri mi döneceksiniz? Gerisin geri dönenin Allah'a bir zararı olmaz. Allah, görevini yapanları[1] ödüllendirecektir.
145
Allah'ın izni olmadan, yazılı eceli gelmeden kimse ölmez. Kim dünyalık isterse ona ondan veririz. Kim ahiretlik isterse ona da ondan veririz. Biz, görevini yapanları ödüllendireceğiz.
146
Kendilerini Rablerine (Sahiplerine) teslim etmiş çok kişi, nice nebi ile birlikte savaştı. Onlar, Allah yolunda başlarına gelenden ötürü zayıflık göstermediler ve savaşa ara vermediler. Allah, sabredenleri sever.
147
Dedikleri sadece şuydu: "Rabbimiz (Sahibimiz)! Günahlarımızı ve davranışlarımızdaki aşırılıkları bağışla! Ayaklarımızı kaydırma! Şu kafirler topluluğuna karşı bize yardım et!"
148
Allah onlara dünyadan beklediklerini verdi. Ahiretten beklediklerinin de pek güzelini verdi. Allah, güzel davrananları sever.
149
Ey inanıp güvenenler! Âyetleri görmezlikten gelenlere (kafirlere) boyun eğerseniz, sizi gerisin geri çevirirler; her şeyinizi kaybedersiniz[1].
150
Hayır! Size en yakın olan Allah'tır. O, yardım edenlerin en iyisidir.
151
Kafirlerin[1] kalplerine korku salacağız. Çünkü onlar, Allah'ın indirdiği bir delile dayanmadan O'na ortaklar koşmuşlardır[2]. Varıp kalacakları yer cehennemdir. Bu yanlışı yapanların yerleşecekleri yer ne kötüdür!
152
Bakın! Allah, verdiği sözü tuttu; anlaşmazlığa düşüp dağılıncaya kadar onun izniyle kafirleri kırıp geçirdiniz. İstediğiniz zaferi göstermesinden sonra isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyor, kiminiz de ahireti istiyordu. Sonra sizi, yıpratıcı bir imtihandan geçirmek için onların karşısında bozguna uğrattı. Allah'ın inanıp güvenenlere ikramı bol olduğu için yine de sizi affetti.
153
Dağa tırmanıyor, dönüp kimseye bakmıyordunuz. Elçimiz de arkanızdan sizi çağırıyordu. Allah, sizi kederden kedere uğrattı ki elinizden kaçana da başınıza gelene de üzülmeyesiniz. Yaptığınız her şeyin iç yüzünü bilen Allah'tır.
154
O kederden sonra size bir güven duygusu ve bir kesimi rahatlatan tatlı bir uyku verdi. Bir kesim de kendi derdine düşmüştü. Allah hakkında, gerçek dışı kuruntulara, cahiliye kuruntusuna kapılarak "Bu işten elimize ne geçti ki?" diyorlardı. De ki: "Bütün işler Allah içindir". Sana açmadıklarını içlerinde gizliyor, "Bu iş lehimize olsaydı burada öldürülmezdik" diyorlardı. De ki: "Evlerinizde bile olsaydınız, öldürülecekleri yazılanlar, düşecekleri yere kadar gelirlerdi". Bunlar, Allah'ın içinizde olanı denemesi ve kalplerinizdeki kirleri iyice gidermesi içindir. İçinizde ne olduğunu bilen Allah'tır.
155
İki ordunun karşılaştığı gün emre aykırı davrananların[1] ayaklarını, yaptıkları bazı işlerden dolayı şeytan kaydırmak istedi. Allah onları affetti. Çünkü Allah çokça bağışlar, yumuşak davranır.
156
Ey inanıp güvenenler! Âyetleri görmezlikten gelenler (kafirler) gibi olmayın. Onlar, yolculuğa çıkan veya savaşa giden kardeşleri için "Yanımızda olsalardı ne ölür ne de öldürülürlerdi." derler. Bu, Allah'ın yüreklerinde acı oluşturması içindir. Canı veren ve alan Allah'tır. Yaptığınız her şeyi gören de Allah'tır.
157
Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz Allah'ın bağışlaması ve iyiliği, biriktirebileceğiniz[1] her şeyden hayırlı olur.
158
Ölseniz de öldürülseniz de toplanacağınız yer, Allah'ın huzurudur.
159
Onlara nazik davranman, Allah'ın sana olan iyiliği sebebiyledir. Kaba ve katı yürekli olsan yanından dağılıp giderler. Öyleyse kusurlarına bakma, bağışlanmalarını iste. Her konuda görüşlerini al. Bir de karar verdin mi, yalnız Allah'a güvenip dayan. Allah kendine güvenip dayananları sever.
160
Allah yardım ederse, sizi kimse yenemez. Yüzüstü bırakırsa size kim yardım edebilir? Müminler, yalnız Allah'a güvenip dayansınlar.
161
Bir nebinin güveni kötüye kullanma hakkı yoktur. Güveni kötüye kullanan, Kıyamet günü yaptığı kötülükle birlikte huzura gelir. Sonra herkese kazandığı tam verilir. Kimseye haksızlık yapılmaz.
162
Allah'ın gazabına uğrayan kimse, Allah'ın razı olacağı şeyler peşinde koşan gibi olur mu? Onun varacağı yer cehennemdir. Ne kötü hale düşmektir o!
163
Allah katında her birinin yeri farklıdır. Yaptıkları her şeyi gören Allah'tır.
164
Allah, içlerinden elçi çıkararak müminlere iyilikte bulundu. Bu Elçi onlara Allah'ın ayetlerini okur, onları geliştirir, onlara Kitabı ve hikmeti öğretir. Onlar daha önce açık bir sapkınlık içinde idiler.
165
Başınıza bir olay gelince[1] "Bu da nereden çıktı?" demeniz mi gerekir? Siz karşı tarafa bunun iki katını yapmıştınız. De ki "O, sizden kaynaklandı[2]. Her şeye bir ölçü koyan Allah'tır[3]."
166
İki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelenler, Allah'ın onayıyla geldi. Bunu yaptı ki inanıp güvenenleri bilsin.
167
Bir de iki yüzlülük (münafıklık) edenleri bilmek için yaptı. Onlara: "Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunma yapın!" denince "Savaşmayı bilsek, elbette geliriz!" demişlerdi. O gün, imandan çok kafirliğe yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Onların neleri gizlediğini en iyi bilen Allah'tır.
168
Oturdukları yerden, kardeşleri için şöyle diyorlardı: "Bizi dinleselerdi öldürülmezlerdi." De ki "İddianızda haklı iseniz kendi ölümünüzü engelleyin."
169
Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma; onlar, diridirler. Sahipleri katında kendilerine rızık da verilir.
170
Allah'ın verdikleriyle mutlu olurlar. Henüz aralarına katılmamış olanlara da "Üzerlerinde ne korku olacak ne de üzülecekler." diye müjde vermek isterler.
171
Allah'ın nimetini ve ikramını da müjdelemek isterler. Allah, inanıp güvenenlerin ödülünü azaltmaz.
172
Savaşta yara aldıktan sonra, Allah'ın ve Elçisinin çağrısına koşanlardan güzel davranan ve Allah'tan çekinerek korunanlar, büyük bir ödül alacaklardır.
173
Bunlara (yolda) bazı kimseler şöyle dediler: "İnsanlar size karşı toparlandı, onlardan korkun". Bu söz imanlarını artırdı ve şöyle dediler: "Allah bize yeter. O asla güveni boşa çıkarmaz!"
174
Sonra Allah'ın nimeti ve ikramı ile bir sıkıntı görmeden geri döndüler. Onlar, Allah'ı razı etmeye çalışıyorlardı. Allah, büyük ikram sahibidir.
175
Size o sözü[1] söyleyen Şeytandır. O, (sadece) kendi yandaşlarını korkutur.İnanıp güveniyorsanız onlardan korkmayın, benden korkun.
176
Ayetleri örtmek (kafir olmak) için olanca gücü ile çalışanlar seni üzmesinler. Onlar Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah da onlara ahirette bir pay vermek istemez. Onları bekleyen büyük bir azap vardır.
177
İmanı verip kafirliği alanlar, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezler. Onların hak ettiği acıklı bir azaptır.
178
Ayetleri örtenler, verdiğimiz fırsatın kendi iyiliklerine olduğunu sanmasınlar. Fırsatı günahlarını artırsınlar diye veriyoruz. Onların hak ettiği alçaltıcı bir azaptır.
179
Allah müminleri, bu halde[1] bırakmaz, zamanla temizi pisten ayırır. Allah gizli bilgilerini de sizinle paylaşmaz. Onun için uygun gördüğü bir elçi seçer[2]. Siz, Allah'a ve elçilerine inanıp güvenin. Eğer inanıp güvenir ve kendinizi korursanız büyük bir ödülü hak edersiniz.
180
Allah'ın ikram olarak verdiği şeylerde cimrilik edenler, onun kendileri için hayırlı olacağını sanmasınlar. Hayır, bu onların aleyhine olur ve cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına dolanır. Gökler ve yerdeki her şey Allah'a kalacaktır. Yaptıklarınızın iç yüzünü bilen Allah'tır.
181
"Allah fakir, biz zenginiz!" diyenlerin sözünü, Allah elbette işitti. Söyledikleri sözü ve nebilerini haksız yere öldürmelerini kaydedecek[1] ve bir gün şöyle diyeceğiz: "Şu yangın azabını tadın bakalım!
182
Bu, yaptıklarınıza karşılıktır. Allah kullarına haksızlık etmez".
183
O sözü söyleyen (Yahudiler) şöyle dediler: "Allah bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe bir elçiye inanmama görevi yükledi." Onlara de ki "Benden önce birçok elçi hem açık belgelerle, hem de bu dediğinizle gelmişti. İddianızda haklı iseniz söyleyin: Onları niye öldürdünüz?"
184
Seni yalanlarlarsa yalanlasınlar, senden önceki elçiler de yalanlanmıştı. Onlar; mucizeler, hikmet dolu sayfalar[1] ve aydınlatıcı kitaplarla gelmişlerdi.
185
Her beden ölümü tadar. Yaptıklarınızın karşılığı, sadece kıyamet günü tam olarak ödenir. Kim ateşten çıkarılır da cennete konursa[1] kurtulmuş olur. Bu hayat, aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir.
186
Mallarınız ve canlarınız konusunda yıpratıcı bir imtihandan geçirileceğiniz kesindir. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden çok sayıda üzücü söz işiteceğiniz de kesindir. Eğer kendinizi koruyarak sabrederseniz bilin ki bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir[1].
187
Allah, kendilerine kitap verilenlerden kesin söz aldığında "Bu Kitabı insanlara açık açık anlatacaksınız, asla gizlemeyeceksiniz!" dedi. Verdikleri sözü göz ardı ettiler ve karşılığında geçici bir bedel aldılar. Aldıkları o şey, ne kötüdür[1]!
188
Yaptıklarıyla mutlu olan, yapmadıklarıyla övülmek isteyen bu kimselerin azaptan kurtulacaklarını düşünme[1]. Onların hak ettiği acıklı bir azaptır.
189
Göklerde ve yerde tüm yetkiler Allah'ındır. Her şeye bir ölçü koyan Allah'tır.
190
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün peş peşe gelişinde, sağlam duruşlu olanlar için göstergeler vardır.
191
Onlar; ayakta, otururken ve yanları üstünde iken[1] Allah'ı zikreder (anlayarak Kur'an okur) göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. Derler ki "Rabbimiz (Sahibimiz)! Sen bunu boşuna yaratmadın, sana içten boyun eğeriz, bizi o ateşin azabından koru!"
192
"Sahibimiz! Sen kimi o ateşe sokarsan perişan edersin. Yanlış yapanların yardımcıları olmaz."
193
"Sahibimiz! Çağrıda bulunan birini işittik; ‘Rabbinize[1] inanıp güvenin' diyerek imana çağırıyordu, hemen inandık. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört. Ruhumuzu iyilerin yanına al[2]."
194
"Rabbimiz! Elçilerin aracılığı ile söz verdiğin her şeyi bize ver. Kıyamet günü bizi perişan etme. Sen sözünden dönmezsin."[1]
195
Rableri, dualarını kabul etti ve dedi ki: "Erkek olsun, kadın olsun, sizden kim iyi bir çaba gösterirse çabasını boşa çıkarmam. Biriniz diğerindensiniz[1]. Hele hicret[2] eden, yurdundan çıkarılanlar, yolumda eziyet gören, savaşan ve öldürülenler var ya; onların da hatalarını örter, katımdan bir ödül olarak içinden ırmaklar akan bahçelere sokarım." Güzel karşılık Allah katındadır.
196
Ayetleri örtenlerin (kafirlerin) şehir şehir dolaşmaları seni aldatmasın.
197
Bu, kısa süreli yararlanmadır. Sonunda varıp kalacakları yer cehennemdir. Ne kötü yataktır o!
198
Rablerinden[1] çekinerek korunanları[2] ise içlerinden ırmaklar akan bahçeler beklemektedir. Ölmemek ve Rableri tarafından ağırlanmak üzere oraya gireceklerdir. Allah katında iyiler için hazırlanan her şey mükemmeldir.
199
Ehl-i kitap[1] içinde Allah'a, size indirilene ve kendilerine indirilmiş olana inanıp güvenen, Allah'a karşı saygılı olanlar vardır. Onlar, Allah'ın ayetlerini geçici bir bedelle değişmezler. Onların, Rableri katında ödülleri vardır. Allah, hesabı çabuk görür.
200
Ey inanıp güvenenler! Sabredin, sabırda yarışın, düşmanlarınıza karşı uyanık olun ve Allah'tan çekinerek kendinizi koruyun ki umduğunuza kavuşabilesiniz.