28
SURE

Kasas Suresi

Hasan Basri Çantay • Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Taa, sin, mim.
2
Bunlar (hakıykatları) apaçık bildiren kitabın ayetleridir.
3
Muusa ile Fir'avn haberinden bir kısmını, iman edecek bir zümre (nin faidelenmesi) için, hak olarak sana okuyacağız.
4
Hakıykat, Fir'avn o yerde teğalübe kalkdı, ora ehalisini fırkalar haaline getirdi. Onlardan bir zümreyi za'fa uğratıyor, bunların oğullarını boğazlıyor, (yalınız) kızlarını diri bırakıyordu. Çünkü o fesadcılardandı.
5
Biz ise diliyoruz ki o yerde za'fa uğratılanlara lütfedelim, onları (hayırda) muktedabihler yapalım, onları (Fir'avn mülkünün) varisler (i) kılalım.
6
Onlara o yerde kudret (ve haakimiyyet) verelim, Fir'avna, Hamane ve bunların ordularına da onlardan kocunmakda oldukları şey'i (başlarına getirib) gösterelim.
7
Musanın anasına: "Onu emzir, ona karşı sana bir tehlike gelirse kendisini denize bırak, (boğulacağından) korkma, (firakından) kederlenme. Çünkü biz onu yine sana geri döndüreceğiz. Hem onu peygamberlerden biri de yapacağız" diye vahyetdik.
8
Bunun üzerine Fir'avnın adamları onu yetik olarak aldı (lar). Çünkü o, aakıbet kendileri için bir düşman ve bir tasa olacakdı. Çünkü Fir'avn da, Haman da, bunların orduları da suçlu (insan) lardı.
9
Fir'avnın karısı dedi ki: "Benim için de, senin için de bir göz bebeği! Onu öldürmeyin. Olur ki bize faidesi dokunur, yahud onu bir evlad ediniriz". Halbuki onlar (işin) farkında değillerdi!
10
Musanın anası — yüreği (evladından başka bir şeyden) bomboş olarak — sabahladı. Eğer (Allahın vadine) inananlardan olması için kalbine (sabr-ü sükun ile) rabıta vermeseydik az daha onu mutlak açığa vuracakdı.
11
(Musanın) kız kardeşine dedi ki: "Onun izini ta'kıyb et". O da, berikiler farkında olmayarak, onu uzakdan gözetledi.
12
Biz daha evvel ona süt analar (ın sütünü emmeyi) haram etmişdik. Bunun üzerine (hemşiresi onlara:) "Sizin için onun bakımını te'min edecek, kendileri buna hayırhah olacak bir aaile hakkında size delaletde bulunayım mı?" dedi.
13
İşte (böylece) onu anasına iaade etdik. Taki gözü aydın olsun, tasalanmasın, Allahın va'dinin şübhesiz bir hak olduğunu bilsin. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
14
Vaktaki (Musa) civanlığına erib olgunlaşdı. Biz ona hikmet ve ilim verdik. İyi hareket edenleri biz böyle mükafatlandırırız.
15
(Musa), ehalisinin gaflet üzere bulunduğu bir zamanda şehre girdi de (orada) birbiriyle kavga etmekde olan iki adam gördü. Şu kendi tarafdarlarından, bu da düşman (lar) ındandı. Derken tarafdarlarından olan (adam), düşmanının aleyhinde imdad istedi. Bunun üzerine (Musa) onu bir yumruk vurub öldürdü. "Bu, dedi, şeytanın iş (ler) indendir. O, hakıykat şaşırtıcı, apaçık bir düşman".
16
Dedi: "Rabbim, ben cidden kendime yazık etdim. Artık beni yarlığa". Bunun üzerine (Allah) onu yarlığadı. Çünkü O, çok yarlığayıcı, çok esirgeyici olanın ta kendisidir.
17
Dedi: "Rabbim, bana in'aam etdiğin şeyler hakkıyçin artık suçlulara asla arka olmayacağım".
18
Hulasa şehirde korkarak (ve başına gelecek aakıbete) intizaar ederek sabahladı. Bir de ne görsün: Dün kendisinden imdad isteyen (adam yine) ona feryad (ve ondan istimdad) ediyor! Musa ona dedi ki: "Sen hakıykat apaşikar bir azgınsın".
19
Derken (Musa) ikisinin de düşmanı olan birini yakalamak isteyince (onun bu hareketinin kendisine müteveccih olduğunu sanan istimdada) dedi ki: "Musa, dün bir canı öldürdüğün gibi (şimdi) beni de mi öldürmek istiyorsun?! Ara buluculardan olmayı arzu etmiyorsun da bu yerde ille yaman bir zorba olmak istiyorsun sen"!
20
Şehrin öte başından koşarak bir adam geldi. "Musa, dedi, (şehrin) öne gelenler (i) seni öldürmek için (toplandılar), hakkında müzakere ediyorlar. Hemen (buradan) çık (git). Şübhesiz ki ben senin hayırhaahlarındanım".
21
Bunun üzerine (Musa) korkarak (ve etrafı) gözetleyerek oradan çıkdı. "Rabbim, dedi, beni o zaalimler güruhundan kurtar".
22
(Musa) Medyen tarafına yönelince dedi ki: "Umarım, Rabbim beni doğru yola iletir".
23
Vaktaki Medyen suyuna vardı, üst tarafında (ve kenarında) bir sürü insan buldu ki (hayvanlarını) suluyorlardı. Onların gerisinde (ve alt yanında) da (sürülerini) alıkoyan iki kadın gördü. Dedi: "(Bu) haaliniz ne"? Dediler: "Çobanlar sıvarıb dönünceye kadar biz sıvarmayız. Babamız ise büyük bir ihtiyardır".
24
Bunun üzerine (Musa) onlarınkini sıvarıverdi. Sonra gölgeye dönüb dedi ki: "Rabbim, hakıykat ben, bana indirdiğin hayırdan dolayı muhtacım".
25
Derken o iki (kadın) dan biri utana utana yürüyerek ona geldi. "Babam, dedi, biz (im sürümüz) ü sıvardığının ücretini sana ödemek için seni çağırıyor". Bunun üzerine (Muusa) ona gidib kendisine kıssayı anlatınca o: "Korkma, dedi, o zalimler güruhünden kurtuldun".
26
O ikiden biri: "Babacığım, dedi, onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle kullandıklarının en hayırlısı şübhesiz ki o kuvvetli, emin (adamdır)".
27
(O zat Muusaya) dedi ki: "Ben iki kızımdan birini — sen bana sekiz yıl ecirlik etmek üzere — sana nikahlamayı arzu ediyorum. Eğer (hizmetini) on (yıl) a tamamlarsan o da kendinden. (Bununla beraber) arzu etmem ki sana zorluk çekdireyim. inşaallah beni saalihlerden bulacaksın".
28
(Muusa) dedi: "O, seninle benim aramdadır. Bu iki müddetden hangisini ödersem demek ki bana karşı bir husumet yok. Allah da şu dediğimizin üstünde bir vekil".
29
Artık Musa müddetini bitirince aailesiyle yola çıkdı. Tuur yanından bir ateş hissetmişdi o. Aailesine dedi ki: "(Siz burada) eğlenin. Çünkü ben bir ateş gördüm. Olur ki size ondan bir haber, yahud (ocak yakıb) ısınmanız için bir ateş parçası getiririm".
30
(30-31) Derken oraya gelince feyizli (ve mümtaz) bir yerdeki vadinin sağ kıyısından, ağacdan: "Ya Musa, aalemlerin Rabbi olan Allah ben im ben" diye. Ve "asaanı (yere) bırak" diye nida olundu. Şimdi (Musa) onu bir yılan gibi deprenir görünce arkasını dönüb uzaklaşdı, geri dönmedi. "Ya Musa, beri gel, korkma. Çünkü sen emniyyetde olanlardansın".
31
(30-31) Derken oraya gelince feyizli (ve mümtaz) bir yerdeki vadinin sağ kıyısından, ağacdan: "Ya Musa, aalemlerin Rabbi olan Allah ben im ben" diye. Ve "asaanı (yere) bırak" diye nida olundu. Şimdi (Musa) onu bir yılan gibi deprenir görünce arkasını dönüb uzaklaşdı, geri dönmedi. "Ya Musa, beri gel, korkma. Çünkü sen emniyyetde olanlardansın".
32
"Elini yakanın içine sok. Afetsiz, bembeyaz olarak çıkacakdır o. Korkudan (kanad gibi açılan) ellerini kendine (birbirine) kavuşdur (korkma). İşte bu iki (mu'cize) Fir'avna ve cemaatına Rabbinden iki burhandır. Çünkü onlar fasıklar güruhudur" diye (buyuruldu).
33
(Musa) dedi: "Rabbim, hakıykat ben onlardan bir cana (kıydım), öldürdüm. Onun için beni katledeceklerinden korkarım".
34
"Biraderim Harun, o, lisan bakımından benden daha fasıyhdir. Binaen'aleyh onu da benimle beraber yardımcı (bir peygamber) olarak gönder ki beni tasdıyk etsin. Çünkü ben, beni tekzib edeceklerinden endişe ediyorum".
35
Buyurdu: "Senin bazunu biraderinle kuvvetlendireceğiz ve size öyle bir satvet (ve galebe) vereceğiz ki onlar size erişemeyecekler. Gidin ayetlerimizle. Siz de, size tabi, olanlar da gaalib (gelecek) siniz".
36
Bunun üzerine (Musa) onlara açık açık ayetlerimizi getirince dediler ki: "Bu, uydurulmuş bir büyüden başka bir şey değildir. Biz evvelki atalarımızdan bunu işitmedik".
37
Muusa: "Rabbim, dedi, canib (i ilahisi) nden kimin hidayet getirdiğini, yurdun aakıbeti kimin olacağını daha iyi bilendir. Hakıykat şudur ki zaalimler asla felah bulmazlar".
38
Fir'avn dedi: "Ey ileri gelenler, ben sizin benden başka bir Tanrınız olduğunu bilmiyorum! Ey Haman, haydi benim için çamurun üzerinde ateş yak da bana büyük bir kule yap. Belki ben Musanın Tanrısına tırmanıb çıkarım! Maamafih ben onu mutlakaa yalancılardan sanıyorum ya!"
39
Kendisi de, askerleri de o yerde haksız yere büyüklük tasladılar) ve hakıykaten bize döndürülemeyeceklerini sandılar.
40
Bunun üzerine biz de hem onu, hem askerlerini yakalayıverdik de denizin içine atdık. Bak (Habibim) zalimlerin aakıbeti nice oldu!
41
Biz onları (dünyada insanları) ateşe da'vet edegelen rehberler yapdık. Kıyamet gününde ise (azablarının def'i husuusunda) asla yardıma kavuşdurulmayacaklardır.
42
Bununla beraber bu dünyada biz onların arkalarına la'net de takdık. (Hele) kıyamet gününde onlar (suratları çirkinleşdirilen) çok menfur (adam) lordandır.
43
Andolsun ki biz evvelki nesilleri belak etdiğimizden sonra Musaya — (insanlara kalb gözlerini açacak) basıyretler (vermek) ve bir hidayet ve rahmet olmak üzere — o kitabı (Tevratı) vermişizdir. Olur ki onlar nasıyhat kabul ederler (diye).
44
Musaya o emri vahyetdiğimiz vakit (Habibim) sen batı tarafında (haazır) değildin, görenlerden de değildin.
45
Fakat biz (Musadan sonra) daha bir çok nesiller yaratdık da ömürleri (uzadıkça) uzadı onların. Sen Medyen ehalisi içinde ikaamet edici, olub da ayetlerimizi onlardan okuyarak öğrenmiş de değilsin. Ancak (geçmişlerin haberleri sana) gönderenler biziz.
46
(Musaya) nida etdiğimiz vakit da sen "Tuur" un yanında değildin. Fakat sen Rabbinden bir rahmet olarak (gönderildin). Taki senden evvel kendilerine inzar edici (bir peygamber) gelmemiş olan bir kavmi sen inzar edesin. Olur ki onlar iyice düşünüb nasıyhat (ını) kabul ederler.
47
Kendi elleri (ve ihtiyarları) ile öne sürdükleri (küfür ve zulüm) yüzünden onlara her hangi bir musiybet geldiği zaman: "Ey Rabbimiz, bize bir peygamber göndereydin de biz de ayetlerine ittiba edeydik, mü'minlerden olaydık ya" diyecek olmasalardı...
48
(Fakat) şimdi onlara tarafımızdan o hak (peygamber) gelince: "Musaya verilenler gibi ona da verilmeli değil miydi?" dediler! Onlar (ın ataları) daha evvel Musaya verileni (inkar ile) kafir olmadılar mı (sanki)? "iki sihir birbirine destek oldu dediler, "Doğrusu biz hepsini (inkar edici) kafirleriz" dediler.
49
De ki: "Eğer (sözünüzde) saadık (adam) larsanız Allah tarafından bu ikisinden daha doğru bir katib getirin de ben ona uyayım!"
50
(Bu kerre de) sana icabet (senin teklifini kabul) etmek istemezlerse bil ki onlar sırf kendi hevalarının arkasında gitmekdedirler. Halbuki Allahdan dosdoğru bir delil olmaksızın (dinde yalınız) kendi havasına uyandan daha sapık kimdir? Şübhe yok ki Allah zaalimler güruhunu muvaffak etmez.
51
Andolsun ki biz onlar için, nasıyhat kabul etsinler diye, sözü birbiri ardınca inzal edib durmuşuzdur.
52
Bundan evvel kendilerine kitab verdiğimiz (nice kimseler vardır ki) onlar buna (Kur'ana) inanıyorlar.
53
Onlara (Kur'an) okunduğu zaman: "Buna inandık. Şübhesiz ki bu, Rabbimizden (gelen) bir hakdır. Hakıykat, biz bundan evvel de İslamı kabul etmiş kimselerdik" dediler.
54
İşte bunlara, sabr (ve sebat) etdiklerinden dolayı, mükafatları iki defa verilecekdir. Bunlar kötülüğü iyilikle defederler, kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden (hayra) harcarlar.
55
Bunlar yaramaz lakırdı (lar) işitdikleri zaman ondan yüz çevirdiler ve: "Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aaiddir. Size selam (olsun). Biz cahilleri aramayız" dediler.
56
Hakıykat sen (Habibim, her) sevdiğin kişiyi hidayete erdiremezsin. Fakat Allahdır ki kimi dilerse ona hidayet verir ve O, hidayete erecekleri daha iyi bilendir.
57
Dediler ki: "Biz, eğer senin maiyyetinde doğru yolu (tutub) uyarsak derhal yerimizden (yurdumuzdan olub) kapılırız". Biz onları tarafımızdan bir rızık olarak her şey'in mahsullerinin gelib toplanacağı korkusuz bir haremde yerleşdirmedik mi? Fakat onların çoğu (bu hakıykatı) bilmezler.
58
Biz, (bol) geçimi ile (halkı) şımarmış nice memleket (ler) helak etdik. İşte kendilerinden sonra ancak pek az kimselerin konabileceği (haraab) meskenleri! (Bütün onlara.) biz varis olmuşuzdur.
59
Senin Rabbin memleketlerin ana merkez (ler) ine, karşılarında ayetlerimizi okuyacak bir peygamber gönderinceye kadar, o memleketleri helak edici değildir ve biz ehalisi zaalimler (den ibaret) olan memleketlerden başkasını helak edici de değiliz.
60
Size verilen her şey dünya hayatının (geçici) metaldir, onun süsüdür. Allah nezdinde olan şeyler ise hem daha hayırlı, hem daha devamlıdır. Haala akıllanmayacak mısınız?
61
Şimdi kendisine güzel bir vaid,ile söz verdiğimiz (cenneti vad etdiğimiz), binaen'aleyh ona kavuşan kişi, dünya hayatının geçici zevki ile faidelendirdiğimiz, sonra kıyamet gününde huzurumuza getirilmişlerden olan kimse gibi midir?
62
O günde ki (Allah) onlara nida edib: "Hani baatıl zan ile iddia edib durduğunuz ortaklarım nerede?" diyecekdir.
63
(O gün) aleyhlerinde söz hak olanlar (şöyle) demişdir (diyecekdir): "Ey Rabbimiz, işte bunlar bizim azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz nasıl azmışsak onları da öylece azdırdık. Uzaklaşdık, sana (döndük. Zaten) onlar bize tapmıyorlardı".
64
(O gün onlara): "Çağırın ortaklarınızı" denilmişdir (denilecekdir) de onları çağırmışlardır. Fakat bunlar kendilerine icabet etmemişlerdir ve (onların uğradıkları) azabı görmüşlerdir. Nolurdu (o müşrikler) hidayeti kabul etmiş olsalardı.
65
O gün (Cenab-ı Hak) onlara nida edib: "(Gönderilen) peygamberlere ne cevab verdiniz?" diyecekdir.
66
Artık o gün onlara karşı haberler kör olmuşdur. Artık yekdiğerine de (bir şey) soramazlar.
67
Amma tevbe ve iman edib de iyi amel (ve hareket) de bulunan kimseler muradlarına erenlerden olacaklarını umabilir (ler).
68
Rabbin ne dilerse yaratır, (ne dilerse) ihtiyar eder. Onlar için ise (Rablerine karşı böyle) muhayyerlik yokdur. Allah münezzehdir. (Onların) eş tutmakda oldukları (her) şeyden yücedir.
69
Göğüsleri neler saklıyorsa, neleri ne açıklıyorsa Rabbin (hepsini) bilir.
70
O, öyle Allahdır ki kendinden başka hiçbir Tanrı yokdur, önünde de, sonunda da hamd Onundur. Hüküm de Onundur. Siz ancak Ona döndürül (üb götürül) eceksinız.
71
De ki: "Eğer Allah üzerinizde geceyi ta kıyamete kadar faasılasız devam etdirirse Allahdan başka size bir ziyaa getirecek Tanrı kimdir? Bana haber verin. Haala dinlemeyecek misiniz"?
72
De ki: "Eğer Allah üzerinizde gündüzü kıyamet gününe dek mütemadiyen devam etdirirse size içinde dinleneceğiniz bir geceyi Allahdan başka getirecek kimdir? Bana haber verin. Haala görmeyecek misiniz"?
73
Onun rahmeti (cümlesinde) ndir ki O, sizin faideniz için, içinde sükun ve istiraahat etmeniz için geceyi ve fazlu kereminden (rızkınızı) aramanız için gündüzü yaratmışdır. Taki şükr edesiniz.
74
(Hatırla) o gün (ü ki Allah) onlara nida edib: "Hani baatıl zan ile iddia edegeldiğiniz ortaklarım nerede"? diyecektir.
75
(O gün) her ümmetden birer şahid (çekib) çıkarmışızdır da "Burhanınızı getirin" demişizdir. (O vakit) bilmişlerdir ki hak muhakkak Allahındır ve uydurageldikleri şeyler (putlar) da kendilerinden ayrılıb gaalib olmuşdur.
76
Filhakıyka Kaarun Musanın kavmindendi. Fakat onlara karşı serkeşlik etdi o. Biz ona öyle hazineler verdik ki anahtarları (nı taşımak bile) gücü kuvvetli büyük bir cemaate ağır geliyordu. O vakit kavmi ona şöyle demişdi: "Şımarma. Çünkü Allah şımarıkları sevmez".
77
"Allahın sana verdiği (maldan harcayıb) ahiret yurdunu ara. Dünyadan nasıybini de unutma. Allahın sana ihsan etdiği gibi sen de (insanlara sadaka vererek) ihsanda bulun. Yer (yüzün) de fesad arama. Çünkü Allah fesadcıları sevmez".
78
(Kaarun) dedi ki: "Bu (servet) bana ancak bende olan ilimle (ilim sayesinde) verilmişdir". (O, madem ki aalimdi) kendisinden evvelki nesillerden kuvvetçe ondan daha üstün, Cem'iyyetce daha kesretli kimseleri Allahın hakıykaten helak etmiş olduğunu bilmedi mi? Mücrimlerden günahları sorulmaz.
79
Derken zineti (debdebesi) içinde kavminin karşısına çıkdı. Dünya hayatını arzu edenler: "Nolurdu, dediler, Kaaruna verilen (şu servet) gibi bizim de (malımız) olsaydı. O, hakıykaten büyük nasib saahibidir.
80
Kendilerine ilim verilenler de (şöyle) dedi: "Yazıklar olsun size. Allahın sevabı iman ve iyi amel (ve hareket) eden kimseler için daha hayırlıdır. Buna da sabr (ve sebat) edenlerden başkası kavuşdurulamaz".
81
Nihayet biz onu da, sarayını da yere geçiriverdik. Artık Allaha karşı kendisine yardım edecek hiçbir cemaati da yokdu onun. Bizzat kendisini müdafaa edebileceklerden de değildi o.
82
Dün onun mevkiini temenni edenler sabahleyin (şöyle) diyorlardı: "Vay, demek ki Allah, kullarından kimi dilerse onun rızkını yayıyor (genişletiyor, yahud) daraltıyor. Allah bize lutfetmeseydi bizi de muhakkak batırırdı. Vay, demek ki hakıykat şudur: Kafirler felah bulmaz"!
83
İşte ahiret yurdu! Biz onu yer (yüzün) de ne teğallüb, ne fesad arzusuna düşmeyeceklere veririz. (İyi) sonuç (Allahın ıkaabından) sakınanlarındır.
84
Kim iyi (haal) ile gelirse onun için bundan daha hayırlısı vardır. Kim de kötü (haal) ile gelirse o kötülükleri işleyenler yapmış olduklarından başkasıyle cezalandırılmaz(lar).
85
Her halde o Kur'anı (n tilavetini, tebliğını ve mucibince amel etmeni) senin üzerine farz kılan (Allah) seni (yine) dönülecek yere döndürecekdir. De ki: "Hidayetle gelen kim, o apaçık bir sapıklık içinde olan kim, Rabbim çok iyi bilendir".
86
Sen (bu) kitabın sana vahyolunacağını ummuyordun. (Bu), ancak Rabbinden bir rahmetdir. O halde kafirlere arka olma sakın!
87
Allahın ayetlerinden — onların sana indirildiği andan i'tibaren — sakın (müşrikler) seni çevirmesinler! Sen (insanları) Allaha da'vet et. Zinhar müşriklerden olma!
88
Allah ile birlikde diğer bir Tanrı daha (edinib) tapma (ona). Ondan başka hiç bir Tanrı yok. Onun zatinden başka her şey helak olucudur. Hüküm Onundur ve siz ancak Ona döndürül (üb götürül) eceksiniz.