26
SURE

Şuara Suresi

Mehmet Okuyan • Kur’an Meal-Tefsir
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Tâ. Sîn. Mîm.[1]
2
İşte şu(nlar), apaçık Kitabın ayetleridir.
3
Onlar iman etmiyor diye neredeyse kendine yazık edeceksin![1]
4
Dilesek, üzerlerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de ona boyunları eğik kalır.
5
Kendilerine, Rahmân'dan her yeni mesaj geldiğinde ondan yüz çevirirler.[1]
6
Elbette (bu mesajı) da yalanladılar; (fakat) alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında kendilerine gelecektir.[1]
7
Yerde her değerli çiftten nice (bitkiler) yetiştirdiğimizi hiç mi görmediler?
8
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
9
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.
10
(10, 11) Hani Rabbin, Musa'ya "Zalim topluma, yani Firavun'un kavmine git! (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacaklar mı?" diye seslenmişti.
11
(10, 11) Hani Rabbin, Musa'ya "Zalim topluma, yani Firavun'un kavmine git! (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacaklar mı?" diye seslenmişti.
12
(Musa) şöyle demişti: "Rabbim! Beni yalanlamalarından korkuyorum.
13
İçim daralabilir, dilim dönmeyebilir; (bu nedenle) Harun'a da elçilik ver![1]
14
Onların lehinde, benim aleyhimde bir suç(um) var. Beni öldürmelerinden korkuyorum."[1]
15
(Allah) şöyle demişti: "Hayır! İkiniz mesajlarımı götürün! Biz sizinle birlikteyiz; (olup biteni) duymaktayız.[1]
16
(16, 17) Firavun'a gidin ve deyin ki: ‘Şüphesiz ki biz, İsrailoğullarını bizimle göndermen için âlemlerin Rabbi'nin elçi(leri)yiz."
17
(16, 17) Firavun'a gidin ve deyin ki: ‘Şüphesiz ki biz, İsrailoğullarını bizimle göndermen için âlemlerin Rabbi'nin elçi(leri)yiz."
18
(Firavun) şöyle demişti: "Biz seni aramızda çocukken büyütmemiş miydik? Sen de ömründen senelerce aramızda kalmıştın.[1]
19
Yaptığın o işini de yapmıştın. Sen nankörlerdensin."[1]
20
(Musa) şöyle demişti: "Ben o zaman şaşkınlardan olarak o işi yapmıştım.[1]
21
Sizden korktuğum için de aranızdan kaçmıştım. Sonra Rabbim bana hikmet (doğru hüküm verme yeteneği) verdi ve beni elçilerden (biri olarak) görevlendirdi.
22
Başıma kaktığın o nimete gelince, (onun sebebi de) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendi."
23
(Firavun) "Âlemlerin Rabbi de nedir?" demişti.
24
(Musa ise) "Kesin inananlar olursanız, (bilin ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir." demişti.[1]
25
(Firavun) etrafındakilere "Duymuyor musunuz?" demişti.
26
(Musa ise) "O, sizin de Rabbinizdir; önceki atalarınızın da Rabbidir." demişti.
27
(Firavun) "Size gönderilen bu Elçiniz mutlaka cinlenmiştir!" demişti.[1]
28
(Musa ise) "Aklınızı kullanırsanız (anlarsınız ki Allah), doğunun, batının ve ikisi arasında bulunanların da Rabbidir." demişti.
29
(Firavun) "Benden başkasını ilah edinirsen[1] şüphesiz ki seni hapse atılanlardan yaparım!" demişti.
30
(Musa ise) "Sana apaçık bir şey (delil) getirsem de mi (hapse atarsın)?" diye sormuştu.
31
(Firavun da) "Doğru söyleyenlerdensen getir onu (delilini)!" demişti.
32
(Musa) asasını atmıştı. Bir de ne görsünler, o (asa) apaçık bir yılan (olmuş)![1]
33
Elini de (koynundan) çıkarmıştı. Bir de ne görsünler, o (eli) bakanlara bembeyaz (görünmüştü).[1]
34
(34, 35) (Firavun) çevresindeki yöneticilere şöyle demişti: "Bu, sizi büyüsüyle yurdunuzdan çıkarmak isteyen çok bilgili bir büyücüdür.[1] Öneriniz nedir?"
35
(34, 35) (Firavun) çevresindeki yöneticilere şöyle demişti: "Bu, sizi büyüsüyle yurdunuzdan çıkarmak isteyen çok bilgili bir büyücüdür.[1] Öneriniz nedir?"
36
(36, 37) (Onlar) şöyle demişlerdi: "Kardeşiyle birlikte onu (Musa'yı) alıkoy ve bütün bilgin büyücüleri sana getirmeleri için toplayıcıları şehirlere gönder!"
37
(36, 37) (Onlar) şöyle demişlerdi: "Kardeşiyle birlikte onu (Musa'yı) alıkoy ve bütün bilgin büyücüleri sana getirmeleri için toplayıcıları şehirlere gönder!"
38
(Ardından) büyücüler belirli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirilmişlerdi.[1]
39
İnsanlara da "Siz de toplanıyor musunuz? (toplanın)!" denmişti.
40
(Şehir halkı:) "Umarız ki büyücüler üstün gelirlerse büyücülere uyarız!" (demişti).[1]
41
Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a "Galip gelirsek bize ödül var, değil mi?" demişlerdi.
42
(Firavun) "Tamam! Şüphesiz ki o takdirde siz gözdelerimden (olacaksı)nız!" demişti.[1]
43
Musa onlara "Ne atacaksanız atın!" demişti.[1]
44
İplerini ve asalarını atmış ve "Firavun'un itibarı için[1] elbette biz galip geleceğiz!" demişlerdi.
45
Musa da asasını atmıştı. Bir de ne görsünler, (Musa'nın asası) onların uydurduklarını yutuyor.[1]
46
(Bunu gören) büyücüler derhal secdeye kapanmışlardı.
47
(47, 48) "Âlemlerin Rabbine, yani Musa ve Harun'un Rabbine inanıp güvendik!"[1]demişlerdi.
48
(47, 48) "Âlemlerin Rabbine, yani Musa ve Harun'un Rabbine inanıp güvendik!"[1]demişlerdi.
49
(Firavun) şöyle demişti: "Ben size izin vermeden ona iman ettiniz, (öyle mi)! Şüphesiz ki o (Musa), size büyü öğreten büyüğünüzdür (akıl hocanızdır). İleride (size neler yapacağımı) elbette bileceksiniz. Dönekliğ(iniz)den dolayı kesinlikle ellerinizi ve ayaklarınızı elbette kestireceğim ve hepinizi astıracağım!"[1]
50
(Büyücüler) şöyle demişlerdi: "Zararı yok, (nasıl olsa) Rabbimize döneceğiz.
51
İlk iman edenler (iman edenlerin öncüleri) olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."[1]
52
Musa'ya "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz ki takip edileceksiniz!" diye vahyetmiştik.[1]
53
Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar göndermişti.
54
(54, 55, 56) "Şüphesiz ki bunlar az bir topluluktur; (ama) bize karşı öfke doludurlar. Biz ise donanımlı bir topluluğuz!" (demişti).
55
(54, 55, 56) "Şüphesiz ki bunlar az bir topluluktur; (ama) bize karşı öfke doludurlar. Biz ise donanımlı bir topluluğuz!" (demişti).
56
(54, 55, 56) "Şüphesiz ki bunlar az bir topluluktur; (ama) bize karşı öfke doludurlar. Biz ise donanımlı bir topluluğuz!" (demişti).
57
(57, 58) Onları (Firavun ve halkını) bahçeler(in)den, (su) kaynaklarından, hazinelerden ve değerli makamlardan çıkarmıştık.
58
(57, 58) Onları (Firavun ve halkını) bahçeler(in)den, (su) kaynaklarından, hazinelerden ve değerli makamlardan çıkarmıştık.
59
Böylece İsrailoğullarını onlara (geride bıraktıklarına) mirasçı yapmıştık.[1]
60
(Firavun ve adamları) gün doğarken onların peşine düşmüşlerdi.[1]
61
İki topluluk birbirini görünce Musa'nın halkı "Şüphesiz ki yakalandık!" demişlerdi.
62
(Musa) "Asla! Şüphesiz ki Rabbim benimledir, bana yol gösterecektir!"[1] demişti.[2]
63
Musa'ya "Asanla denize vur!" diye vahyetmiştik. (Deniz) derhal yarılmış; her bölüm koca bir dağ gibi olmuştu.
64
Diğerlerini oraya yaklaştırmıştık.
65
Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtarmıştık.
66
Sonra diğerlerini (suda) boğmuştuk.[1]
67
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
68
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.
69
Onlara İbrahim'in haberini tilavet et (okuyup aktar)!
70
Hani o (İbrahim), babasına ve kavmine "Neye tapıyorsunuz?" diye sormuştu.
71
Onlar "Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz!" demişlerdi.
72
(72, 73) (İbrahim) "Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?" diye sormuştu.
73
(72, 73) (İbrahim) "Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?" diye sormuştu.
74
Onlar "Hayır ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk!" cevabını vermişlerdi.[1]
75
(75, 76) (İbrahim) şöyle demişti: "Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü?
76
(75, 76) (İbrahim) şöyle demişti: "Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü?
77
Şüphesiz ki onlar (putlar) benim düşmanımdır; sadece âlemlerin Rabbine (kulluk ederim).[1]
78
Beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.
79
Beni yediren ve içirendir.
80
Hastalandığımda bana şifa verendir.
81
Beni öldürüp sonra diriltecek olandır.
82
Hesap gününde benim için hatalarımı bağışlayacağını umduğum[1] O'dur.
83
Rabbim! Bana doğru hüküm verme yeteneği ver ve beni iyiler arasına kat![1]
84
Bana, (benden) sonra gelecekler arasında iyilikle anılmayı nasip et!
85
Beni, nimet cennetinin mirasçılarından kıl!
86
Şaşkınlardan olan babamı da bağışla![1]
87
(87, 88, 89) Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!"
88
(87, 88, 89) Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!"
89
(87, 88, 89) Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!"
90
(O gün) cennet, muttakîlere (duyarlı olanlara) yaklaştırılacaktır.[1]
91
Cehennem de azgınlar için ortaya çıkartılacaktır.
92
(92, 93) Onlara (cehennemliklere) "Allah'ın peşi sıra taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denecektir.
93
(92, 93) Onlara (cehennemliklere) "Allah'ın peşi sıra taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denecektir.
94
(94, 95) Onlar (İbrahim'in kavmi) bütün azgınlar ve İblis'in askerleri, hepsi tepetaklak cehenneme atılacaklardır.
95
(94, 95) Onlar (İbrahim'in kavmi) bütün azgınlar ve İblis'in askerleri, hepsi tepetaklak cehenneme atılacaklardır.
96
(Cehennemlikler) orada birbirleriyle çekişerek şöyle diyeceklerdir:
97
(97, 98) Allah'a yemin olsun:[1] Sizi âlemlerin Rabbiyle eşit saymakla doğrusu apaçık bir sapkınlık içindeymişiz.
98
(97, 98) Allah'a yemin olsun:[1] Sizi âlemlerin Rabbiyle eşit saymakla doğrusu apaçık bir sapkınlık içindeymişiz.
99
Bizi, o suçlulardan başkası saptırmadı.
100
Bizim için şefaatçiler de yok.
101
Yakın bir dost da yok.
102
Keşke bizim için (dünyaya) bir daha dönüş olsaydı da müminlerden olsa(ydı)k!"[1]
103
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
104
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.[1]
105
Nuh'un kavmi de elçileri yalanlamıştı.[1]
106
Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?
107
Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.
108
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
109
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.
110
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!"
111
(Kavmi) "Sana düşük (seviyeli) insanlar uymuşken, biz sana iman eder miyiz hiç!" demişti.[1]
112
(Nuh) şöyle demişti: "Onların (daha önce) neler yaptığına dair hiçbir bilgim yok.
113
Düşünürseniz, onların hesabının ancak Rabbime ait olduğunu anlarsınız.
114
Ben müminleri asla (yanımdan) kovamam.
115
Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."[1]
116
(Kavmi) şöyle demişti: "Ey Nuh! (Bu davandan) vazgeçmezsen (iyi bil ki) kovulmuşlardan olacaksın!"[1]
117
(Nuh, Rabbine yönelerek) "Rabbim! Kavmim beni yalanladı.
118
Benimle onlar arasında hükmünü ver ve hem beni hem de benimle birlikte inananları kurtar!" demişti.
119
Biz de onu ve beraberindekileri dolu gemide (taşıyarak) kurtarmıştık.
120
Sonra da geride kalanları (suda) boğmuştuk.
121
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
122
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.[1]
123
Âd (kavmi) de elçileri yalanlamıştı.
124
Kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?
125
Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.
126
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
127
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.[1]
128
Siz övünüp eğlenmek üzere her yüksek yere bir ayet (anıt) mı dikiyorsunuz?
129
Sürekli kalacağınızı umarak sağlam yapılar yapıyorsunuz.
130
(İnsanları) yakaladığınız zaman zorbalar olarak yakalıyorsunuz.
131
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
132
(132, 133, 134) Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!
133
(132, 133, 134) Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!
134
(132, 133, 134) Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!
135
Şüphesiz ki üzerinize gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum."
136
(Kavmi ise) şöyle demişti: "Öğüt versen de öğüt verenlerden olmasan da bizim için birdir.
137
Bu (söylediklerin) öncekilerin uydurmalarından başka bir şey değildir.
138
Biz asla azaba uğratılacak da değiliz."
139
Böylece onu (Hud'u) yalanlamışlar; biz de kendilerini helak etmiştik. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
140
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.[1]
141
Semûd (kavmi) de elçileri yalanlamıştı.
142
Kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?
143
Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.
144
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
145
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.
146
(146, 147, 148) Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız?
147
(146, 147, 148) Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız?
148
(146, 147, 148) Siz burada, bahçelerde, (su) kaynaklarında, ekinlerin ve salkımları aşağıya sarkmış hurmalıkların içinde güvende bırakılacak mısınız?
149
Şımarıklık yaparak dağlardan (kayalardan) evler yontuyorsunuz.
150
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
151
(151, 152) Yeryüzünde bozgunculuk yapıp ıslah edici olmayan haddi aşanların emrine itaat etmeyin!"
152
(151, 152) Yeryüzünde bozgunculuk yapıp ıslah edici olmayan haddi aşanların emrine itaat etmeyin!"
153
(Kavmi ise Salih'e) şöyle demişti: "Sen sadece büyülenmişlerdensin.
154
Sen de ancak bizim gibi bir insansın.[1] Doğru söyleyenlerdensen (bize) bir delil getir!"
155
(Salih de) şöyle demişti: "İşte (delil) bu dişi devedir. (Belirli bir gün) su içme (hakkı) onun; belirli (bir) günün içme (hakkı da) sizindir![1]
156
Sakın ona hiçbir kötülük yapmayın; yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar."[1]
157
Onu (deveyi) hunharca katletmiş,[1] (sonradan) pişman olmuşlardı.
158
(Ama çoktan) o azap kendilerini yakalamıştı. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda, bir ders vardır.
159
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.[1]
160
Lut kavmi de (gelen) elçileri yalanlamıştı.
161
Kardeşleri Lut onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmuyor musunuz?
162
Ben size gönderilmiş (güvenilir) bir elçiyim.
163
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
164
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.
165
Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz.
166
İnsanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz! Doğrusu siz sınırı aşmış (sapkın) bir topluluksunuz!"
167
(Kavmi), "Ey Lut! (Bu davandan) vazgeçmezsen mutlaka (kovulup) çıkartılanlardan olacaksın!" demişti.[1]
168
(Lut da) "Doğrusu ben sizin bu işiniz nedeniyle (sizi) kınayanlardanım!"[1] demişti.
169
Rabbim! Onların yaptıkları işin (sonucundan) beni ve ailemi kurtar!" (diye dua etmişti).
170
(170, 171) Biz de geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
171
(170, 171) Biz de geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
172
Ardından diğerlerini helak etmiştik.
173
Üzerlerine büyük bir bela yağmuru yağdırmıştık. Uyarılanların (ama yola gelmeyenlerin) bela yağmuru ne de kötü (olmuştu)!
174
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
175
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.[1]
176
Eyke halkı[1] da (bütün) elçileri yalanlamıştı.
177
Şuayb onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?
178
Ben size gönderilmiş (güvenilir) bir elçiyim.
179
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
180
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.
181
Ölçüyü tastamam yapın; (başkalarının hakkını) eksik verenlerden olmayın!
182
Doğru bir terazi ile tartın!
183
İnsanlara eşyalarını eksik vermeyin! Yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın![1]
184
Sizi de önceki nesilleri de yaratan (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!"
185
(Kavmi) şöyle demişti: "Sen sadece büyülenmişlerdensin.
186
Sen de ancak bizim gibi bir insansın.[1] Biz seni şüphesiz ki yalancılardan sanıyoruz.
187
Doğru sözlülerdensen üzerimize gökten bir parça indir!"
188
(Şuayb) "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilendir." demişti.
189
Onu yalanlamışlar ve kendilerini o gölge gününün azabı yakalamıştı. Şüphesiz ki o, büyük bir günün azabıydı!
190
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
191
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir.[1]
192
Şüphesiz ki o (Kur'an), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
193
(193, 194, 195) Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur'an'ı) apaçık Arapça diliyle[1] Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir.[2]
194
(193, 194, 195) Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur'an'ı) apaçık Arapça diliyle[1] Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir.[2]
195
(193, 194, 195) Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur'an'ı) apaçık Arapça diliyle[1] Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir.[2]
196
O (Kur'an'ın ilkeleri), öncekilerin kitaplarında[1] da vardı.[2]
197
İsrailoğulları âlimlerinin[1] onu (Kur'an'ı) tanıyıp bilmesi, o (inkârcılar) için bir delil değil midir?
198
(198, 199) Biz Kur'an'ı, Arap olmayanlardan birine indirseydik de onu kendilerine (farklı bir dilde) okusaydık[1] yine de ona inanmazlardı.[2]
199
(198, 199) Biz Kur'an'ı, Arap olmayanlardan birine indirseydik de onu kendilerine (farklı bir dilde) okusaydık[1] yine de ona inanmazlardı.[2]
200
Biz onu (Kur'an'ı), suçluların kalplerine (gözlerinin içine) böylece soktuk.[1]
201
(201, 202) Hiç farkına varmadan kendilerine ansızın[1] gelecek acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.[2]
202
(201, 202) Hiç farkına varmadan kendilerine ansızın[1] gelecek acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.[2]
203
(Azabı gördüklerinde) "Bize süre tanınır mı?" diyeceklerdir.
204
Azabımızı acele mi istiyorlar?
205
(205, 206) Şimdi şunu bir düşün: "Biz onları senelerce yaşatsak, sonra da (kendilerine) söz verilmiş olan (azap) başlarına gelse,
206
(205, 206) Şimdi şunu bir düşün: "Biz onları senelerce yaşatsak, sonra da (kendilerine) söz verilmiş olan (azap) başlarına gelse,
207
Yararlandırıldıkları nimetlerin kendilerine hiçbir yararı olmayacaktır."[1]
208
(208, 209) Zaten gerçeği hatırlatan uyarıcılar olmadan hiçbir şehri helak etmemiştik; biz kimseye[1] haksızlık edici de değildik.
209
(208, 209) Zaten gerçeği hatırlatan uyarıcılar olmadan hiçbir şehri helak etmemiştik; biz kimseye[1] haksızlık edici de değildik.
210
(210, 211) Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir; bu onlara yaraşmaz; zaten (buna) güçleri de yetmez.
211
(210, 211) Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir; bu onlara yaraşmaz; zaten (buna) güçleri de yetmez.
212
Onlar (şeytanlar), vahyi duymaktan kesin olarak uzak tutulmuşlardır.[1]
213
Allah ile birlikte herhangi bir ilaha sakın yalvarma; yoksa sen de azap edilenlerden olursun![1]
214
(Önce) yakın akrabanı uyar![1]
215
Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir![1]
216
Onlar sana isyan ederlerse de ki: "Ben sizin yapmakta olduğunuz şeylerden uzağım."
217
(217, 218, 219, 220) Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah'a) güven!
218
(217, 218, 219, 220) Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah'a) güven!
219
(217, 218, 219, 220) Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah'a) güven!
220
(217, 218, 219, 220) Ayağa kalktığında ve secde edenler arasındaki dolaşmanda seni görene, (ayrıca) duyan, bilen, güçlü, çok merhametli olana (Allah'a) güven!
221
Şeytanların kime ineceğini size bildireyim mi?
222
Onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkese inerler.[1]
223
Onlar (yalan sözlere) kulak verirler; çoğu da yalancıdır.
224
(İnançsız) şairler(e gelince), onlara azgınlar uyarlar.
225
(225, 226) Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmayacakları şeyleri söylediklerini[1] görmüyor musun?
226
(225, 226) Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmayacakları şeyleri söylediklerini[1] görmüyor musun?
227
Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar hariç. Haksızlık edenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini ileride bileceklerdir.