21
SURE

Enbiya Suresi

Ahmed Hulusi • Türkçe Kur'an Çözümü
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
İnsanlara yaptıklarının sonucunu görme süreci yaklaşmıştır! Onlar ise kozaları içinde aldırmaz bir haldeler!
2
Rablerinden gelen her yeni uyarıyı, alaya alarak dinliyorlar!
3
Akılları fikirleri oyun eğlencede! O, nefslerine zulmedenler, aralarında fısıldaşıyorlar: "Sizden farklı bir beşer mi sanki! Ne olduğunu görüp dururken, sihirli sözlerine mi kapılıyorsunuz?"
4
(Hz. Rasulullah): "Benim Rabbim semada ve arzda konuşulanı bilir. . . O, Semi'dir, Aliym'dir" dedi.
5
Şöyle de dediler: "Konuştukları kuruntulardan oluşan rüyalarıdır! Muhtemelen uyduruyor. . . Hayır, O bir şairdir! (Eğer böyle değilse) geçmişte yaşamış Rasullerdeki gibi mucizesini göstersin!"
6
Bunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir şehir halkı da iman etmemişti. . . Onlar mı iman edecekler?
7
Senden önce, kendilerine erkeklerden başkasını vahiy ile irsal etmedik. . . Eğer bilmiyorsanız, geçmiş hakkında bilgi sahibi kişilere sorun.
8
Onları (Nebi/Rasulleri), yemeğe ihtiyacı olmayan bedenli olarak meydana getirmedik! (Onlar dünyada) ebedi kalıcılar da değillerdi.
9
Sonra Onlara bildirimimizi gerçekleştirdik; Onları ve dilediğimiz kimseleri kurtarıp, müsrifleri helak ettik.
10
Yemin olsun ki, size, içinde zikriniz olan (hakikatinizi HATIRLATAN) BİLGİ inzal ettik! Aklınız almıyor mu?
11
Zalim olan nice bölgeyi kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka halklar inşa ettik.
12
Şiddetimizi hissettiklerinde bir de bakarsın, oradan kaçıyorlar!
13
"Kaçmayın; bolluktan şımardığınız yere, meskenlerinize dönün ki sorgulanasınız. "
14
Dediler ki: "Yazıklar olsun bize! Gerçekte zulmedenlerden olmuşuz!"
15
Onların bu iddiaları sürüp gitti. . . Ta ki biz onları biçilmiş ekin ve sönmüş ateşe döndürene kadar.
16
Semayı, arzı ve aralarındakileri oyuncak olarak halketmedik (çok büyük işlevleri vardır)!
17
Eğer bir oyun - eğlence oluşturmak dileseydik, elbette onu kendi ledünnümüzden edinirdik! Biz bunları yapmayız!
18
Bilakis biz, Hakk'ı (hakikati) batılın (vehme dayalı fikirlerin) üzerine indiririz de, onun düşünce sistemini paramparça eder. . . Bir de bakarsın ki o can çekişerek yok olup gider. . . Tanımlamalarınızdan dolayı yazıklar olsun size!
19
Semalarda ve arzda kim varsa O'nun (El Esma manalarının açığa çıkması) içindir! "HU"nun indinde olanlar, O'nun kulluğunu ne benliklerini katarak büyüklenmiş olurlar ne de bezginlik duyarlar!
20
Gece ve gündüz (yaratılış amaçlarındaki işlevlerine devam suretiyle) tespih ederler; Hiç kesintisiz!
21
Yoksa onlar yeryüzünde, kabirdeki ölüleri (bedenlerdeki şuurundan gafil bilinçleri) dirilten (hakikatlerini hatırlatıp yaşatan) tanrılar mı edindiler?
22
Eğer o ikisinde (semalar ve arz) Allah'tan başka tanrılar olsaydı, elbette o ikisi de düzenini yitirirdi! Arş'ın Rabbi Allah, onların vasıflamalarından münezzehtir.
23
Yaptığından soru sorulmaz! Onlar sorgulanır (yaptıklarının sonucu yaşatılır)!
24
Yoksa O'nun dununda tanrılar mı edindiler? De ki: "Kanıtınızı getirin hadi! Bu (la ilahe illallah) benimle beraber olan kimsenin de zikridir (hatırladığı hakikattir); benden önce olan kimsenin de zikridir (hatırladığı hakikattir)". . . Hayır, onların çoğunluğu Hakk'ı bilmiyorlar. . . Bundan ötürü yüz çeviricilerdir.
25
Senden önce bir Rasul irsal etmedik ki Ona: "Tanrı yoktur, sadece Ben! O halde bana kullukta olduğunuzu fark edin" diye vahyetmiş olmayalım.
26
"Rahman çocuk edindi" dediler! Subhan'dır O! Bilakis, ikrama nail olmuş kullardır (İsa ve Allah'ın kızları diye vehmedilen melekler).
27
Sözleri, O'nun hükmü önüne geçmez! Onlar, O'nun hükmünü uygular.
28
Onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. . . Onlar, ancak rızasını kazanmış kişilere şefaat ederler. . . Onlar, O'nun haşyetinden titrerler.
29
Onlardan kim: "Ben, O'nun dununda bir tanrıyım" derse; ona, bunun sonucunu cehennem olarak yaşatırız! İşte zalimlere sonucunu böyle yaşatırız.
30
O hakikat bilgisini inkar edenler görmediler mi ki (atom altı boyutuyla) semalar ve arz birleşik idi de biz onları (algılayıcı kuvvelerin yoğunlaşmasıyla) yarıp ayırdık! Her diri şeyi sudan (H2O) oluşturduk. . . Hala iman etmiyorlar mı?
31
Arzda, kendilerini sallayıp sarsmasın diye sabit dağlar (vücutta organlar) oluşturduk. . . Dağlar arasında geniş yollar oluşturduk ki doğru yolu bulsunlar.
32
Semayı da korunmuş bir tavan kıldık. . . Onlar onun işaretlerine aldırmıyorlar.
33
"HU" ki, geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratmıştır. Her biri yörüngesinde (enerji - dalga okyanusunda) yüzmektedir!
34
Senden önce hiçbir beşere sonsuz yaşam oluşturmadık! Sen öleceksin de, onlar ebedi midir?
35
Her nefs (bilinç) ölümü TADACAKTIR! Biz kuvvelerinizi keşfedesiniz diye sizi şerr ve hayır ile deneriz. . . Bize döndürülürsünüz.
36
Hakikat bilgisini inkar edenler seni gördüklerinde, "Bu mu tanrılarınız hakkında konuşan!" diyerek seni küçümsemekten başka bir şey yapmazlar. . . Oysa Hakikatleri olan Rahmaniyet hatırlatılınca, onu inkar etmekteler!
37
İnsan, hemen oluşturmak isteyen (aceleci) olarak yaratılmıştır! İşaretlerimi (ne demek olduğunu) size yakında göstereceğim. . . (Onların oluşmasında) acele etmeyin!
38
"Eğer doğru söyleyenler iseniz şu vadedilen ne zamandır?" derler.
39
Hakikat bilgisini inkar edenler, ne vechlerinden (iç dünyalarından) ne de sırtlarından (dıştan) yakanı önleyemeyecekleri; kendilerine yardım da olunmayacağı zamanı bir bilselerdi!
40
Bilakis (vadolunanı yaşatacak vefat {bedenin hayatiyetini yitirmesiyle meydana gelen kopuş}) onlara ansızın gelir de, kendilerini şaşkına çevirir! Artık onu ne geri çevirmeye güçleri yeter ve ne de kendilerine mühlet verilir.
41
Andolsun, senden önceki Rasullerle de alay edildi de; küçümsedikleri şey, alay edenleri her yönden kuşattı.
42
De ki: "Gece ve gündüzünüzde, Rahman'dan (özündeki Rahmani hakikatin gereklerini yaşayamamanın sonucu olan azap halinden) sizi kim korur?". . . Hayır, onlar Rablerinin zikrinden yüz çeviricilerdir!
43
Yoksa onların, kendilerini koruyacak bizim dunumuzda ilahları mı var? (Oysa) onlar (vehmettikleri tanrılar), ne kendi nefslerini kurtaracak güce sahip olurlar; ne de tarafımızdan destek görürler.
44
Hayır, biz bunları ve atalarını (dünya nimetlerinden) yararlandırdık. O kadar ki, onlara ömür çok uzun geldi (bitmeyecekmiş gibi)! Görmüyorlar mı ki biz arza (fiziksel bedene) geliyoruz, onun etrafından onu noksanlaştırıyoruz (ta ki yaşlanır ve ölümü tadar). . . Galipler onlar mı?
45
De ki: "Ben sizi sadece vahiy ile uyarıyorum". . . (Ne var ki) sağırlar uyarıldıklarında çağrıyı işitmezler!
46
Yemin olsun, eğer onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunsa elbette: "Yazık bize! Doğrusu biz zalimlermişiz" derler.
47
Kıyamet sürecinde uluhiyet hükümlerine göre ölçütler koyarız! Hiçbir nefs (benlik - bilinç) en küçük bir zulme uğramaz. Bir hardal tanesi ağırlığınca olsa dahi onu getiririz. Hesap görücüler olarak biz (hakikatlerindeki Hasiyb özelliği) kafiyiz.
48
Andolsun ki biz Musa ve Harun'a Furkan'ı (Hak ile batılı ayırt edeni), korunmak isteyenler için bir ışık ve bir hatırlatıcı olarak verdik.
49
Onlar ki gaybları olarak Rablerinden haşyet ederler. . . Onlar o Saat'ten de titrerler.
50
Bu da inzal ettiğimiz mübarek bir hatırlatmadır! Siz O'nu inkar edenler misiniz?
51
Andolsun ki biz İbrahim'e daha önceden rüşdünü (olgunluk düşüncesi - haniflik) verdik. . . Biz Onu bilirdik.
52
Hani (İbrahim) babasına ve halkına demişti ki: "Kendilerine tapındığınız bu heykeller de nedir?"
53
Dediler ki: "Atalarımızı bunlara tapanlar olarak gördük (biz de onları taklit ediyoruz işte). "
54
(İbrahim) dedi ki: "Yemin ederim ki, sizin de atalarınızın da sapık bir düşüncede olduğu apaçık ortada!"
55
Dediler ki: "Sen bize Hak olarak mı geldin yoksa sen oyun oynayanlardan mısın?"
56
(İbrahim) dedi ki: "Hayır (oyun değil bu)! Rabbiniz, semaların ve arzın Rabbidir ki, onları belli bir işlev ve sistemle yaratmıştır! Ben buna şahitlerdenim. "
57
"Tallahi, arkanızı dönüp gittikten sonra, sizin putlarınıza mutlaka bir tuzak kuracağım. "
58
(Nihayet İbrahim) belki ona gidip sorarlar diye, en büyükleri dışında putları paramparça etti.
59
Dediler ki: "Bunu tanrılarımıza kim yaptı ise, muhakkak ki o zalimlerdendir. "
60
Dediler ki: "Bunlar hakkında konuşan (geçersiz olduklarından söz eden) İbrahim diye bir genç işitmiştik. "
61
Dediler ki: "Onu tutuklayıp halkın gözleri önüne getirin ki, herkes olaya şahit olsun. "
62
Dediler ki: "Tanrılarımıza (heykellere - putlara) bunu sen mi yaptın, ey İbrahim?"
63
(İbrahim) dedi ki: "Hayır! Onların şu büyükleri yapmıştır onu! Onlara (putlara) sorun, eğer konuşabiliyorlarsa!"
64
Şöyle bir düşündükten sonra: "Muhakkak ki siz, evet siz zalimlersiniz" dediler (birbirlerine).
65
Sonra gene kafaları alt üst olup eski fikirlerinde ısrarla: "Sen gerçekten bilirsin ki, bunlar konuşmazlar!" (dediler).
66
(İbrahim) dedi ki: "Allah dununda size hiçbir yarar ya da zarar da veremeyen şeylere mi tapınıyorsunuz?"
67
"Yazık size! Allah dununda taptıklarınıza! Aklınızı kullanamıyor musunuz?"
68
Dediler ki: "Onu (İbrahim'i) yakarak tanrılarınıza destek verin. . . Eğer elinizden bir şey gelirse (bunu yapın). "
69
Dedik: "Ey Ateş. . . İbrahim'e serin ve selam (selamet) ol!"
70
Ona bir tuzak kurmak istediler; onların yaptığını geçersiz kıldık!
71
Biz Onu (İbrahim'i) da Lut'u da, insanlar için bereketlendirdiğimiz o bölgeye eriştirip, kurtardık.
72
Biz Ona İshak'ı bağışladık, fazladan da Yakup'u verdik. . . Hepsini salihler kıldık.
73
Onları hükmümüzce hakikate erdiren önderler kıldık. . . Onlara hayırlı işler yapmayı, salatı ikame etmeyi ve zekat vermeyi vahyettik. . . Kulluklarının farkındalığında idiler.
74
Lut'a (gelince), Ona bir hüküm ve bir ilim verdik. . . Onu çirkin şeylerleri işleyen o kentten kurtardık. . . Muhakkak ki onlar bozuk inançlı, kötü bir kavim idi.
75
Onu rahmetimize kattık. . . Muhakkak ki O salihlerden idi.
76
Nuh. . . Hani daha önce bize yönelmişti de, Ona icabet etmiş; (böylece) Onu ve ehlini o aziym sıkıntıdan kurtarmıştık.
77
Ona, kendilerindeki işaretlerimizi yalanlayan halka (karşı) yardım etmiştik. . . Muhakkak ki onlar kötü bir topluluk idi. . . Biz de onların hepsini birden suda boğduk.
78
Davud ile Süleyman'ı da (an). . . Hani o ikisi, o ekin hakkında hüküm veriyorlardı. . . Hani bir topluluğun koyunları (geceleyin) ekinin içinde (onları yemek için) yayılmıştı. . . Biz onların hükümlerinin şahitleriydik.
79
Biz Süleyman'ı bu konuda anlayışlı kıldık! Her birine bir hüküm ve bir ilim verdik. Davud da tespih ederken, dağları ve kuş cinsini hizmetine verirdik. . . Failler biz idik.
80
Ona (Davud'a), sizin için, savaş sıkıntılarınızdan sizi korusun diye, zırh yapma sanatını talim ettik. . . İmdi siz şükrediyor musunuz?
81
Süleyman'a da fırtınayı boyun eğdirdik. . . Onun (Süleyman'ın) hükmüyle, içinde bereketler oluşturduğumuz bölgeye doğru eserdi! Biz, her şeyde bilen biziz.
82
Onun (Süleyman) için denizin dibine dalan ve daha başka iş de yapan şeytanlardan da (Süleyman'a hizmet verenler vardı). . . Biz onların bekçileriydik.
83
Eyyub. . . Hani Rabbine: "Gerçekten hastalık beni yıprattı ve sen Erhamur Rahıymiynsin" diye nida etti.
84
Biz de Ona icabet ettik ve hastalığından kurtardık. . . Ayrıca ona, indimizden bir rahmet ve abidler (yakin gelene kadar gerekli çalışmaları yapanlar) için hatırlatma olarak, ehlini ve onlarla beraber onların mislini de verdik.
85
İsmail, İdris ve Zülkifl. . . Hepsi sabredenlerdendi.
86
Onları rahmetimizin içine dahil ettik. . . Muhakkak ki onlar salihlerden idiler.
87
ZünNun (Yunus). . . Hani kızarak çekip gitmiş ve kendisini sıkıştırmayacağımızı zannetmişti! Nihayet karanlıklar içinde: "Tanrı yok (benliğim yok); sadece Sen (hakikatimi oluşturan El Esma manaların)! Senin (Esma manalarını açığa çıkaran olarak bu işlevimle) tespihindeyim! Muhakkak ki ben zalimlerden oldum" diye yönelmişti.
88
Biz de Ona icabet ettik! Kendisini içine düştüğü bunalımdan kurtardık! İman edenleri işte böyle kurtarırız.
89
Zekeriya. . . Hani: "Rabbim. . . Beni hayatta tek başıma bırakma (bir varis ihsan et)! Sen varislerin en hayırlısısın" diye Rabbine nida etti.
90
Biz de icabet ettik, Ona Yahya'yı hibe ettik ve karısını Onun için ıslah ettik (çocuk doğurmak için uygun hale getirdik). . . Muhakkak ki onlar hayırlı işlerde yarışırlar; ümitle ve korkarak bize dua ederlerdi, huşu duyarlardı.
91
İffetini koruyan o dişiyi (Meryem'i). . . Ona (Meryem'in rahmindeki {ademi yaratışın benzeri olarak} cenine) ruhumuzdan nefhettik (Onda Esma'mızdan bazılarının özel manalarını açığa çıkartarak İsa'yı {şuur varlığı} halk ettik). . . Onu ve oğlunu alemler için bir mucize olarak meydana getirdik.
92
Muhakkak ki bu tek bir ümmet olarak sizin ümmetinizdir! Ben, sizin Rabbinizim! O halde bana kulluğunuzun bilincine erin!
93
Onlar aralarında işlerini (din - sistem anlayışlarını) paramparça ettiler. . . Hepsi bize rücu edicilerdir.
94
Kim imanlı olarak yararlı bir fiil ortaya koyarsa o çalışmasının karşılığını alır! Biz onun kaydını tutanlarız!
95
Yok ettiğimiz bir bölgedekilere haramdır ki; onlar rücu edemezler!
96
Nihayet Ye'cüc ve Me'cüc kapılarının açıldığı zaman, her hadebden (yüksekçe yer - belki de uzay gemilerinden) hızlıca inerler!
97
Ölüm yaklaştığında, bir de bakarsın ki hakikat bilgisini inkar edenlerin gözleri dehşetle donar kalır! "Eyvah! Gerçekten biz kozamızda - dünyamızda yaşıyormuşuz (bu gerçeği fark edememişiz)! Hayır, zalimler imişiz. "
98
Muhakkak ki siz de, Allah dunundaki taptıklarınız da cehennem yakıtısınız! Siz oraya varacaksınız!
99
Eğer bunlar tanrılar olsalardı, oraya gelip girmezler idi! Hepsi orada ebedi kalıcılardır.
100
Onlar için orada şiddetli - horultulu inleme vardır ve onlar orada (dünyadaki sağırlıklarının devamı olarak) işitmezler!
101
Bizden kendilerine güzellik, saadet takdir edilmiş olan kimselere gelince, işte onlar ondan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır.
102
Onun (cehennemin) gümbürtüsünü işitmezler. . . Nefslerinin arzu ettiği her şey içinde sonsuza dek yaşarlar.
103
O en büyük korku (ölüm kavramı kalktığı için) onları üzmez ve melekler onları karşılar: "İşte bu vadolunduğunuz sizin gününüzdür. "
104
O gün, semayı yazılı sayfaları dürer gibi düreriz! İlk yaratmaya başladığımız gibi (yer - gök bitişik hale) onu iade ederiz! Bu vaadimizdir! Gerçekleştirecek olan Biziz!
105
Andolsun ki Zikir'den (önceki hatırlatıcı bilgilerden sonra) sonra Zebur'da (Hikmetler Bilgisi) da yazdık ki: "Arza (bedende Esma kuvveleriyle tasarrufa), Benim salaha ermiş kullarım (velayet hakikati) varis olur!"
106
Muhakkak ki bunda, abidler topluluğu (arınma çalışmaları yapanlar) için açıklayıcı bilgi vardır.
107
Seni alemler (insanlar) için sadece rahmet olarak irsal ettik!
108
De ki: "Bana sadece şu vahyolunuyor: Sizin tanrı diye düşündüğünüz sadece Uluhiyet sahibi TEK'tir! Siz müslimler misiniz (teslimiyetinizin farkında mısınız) peki?"
109
Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Eşit olarak size bildirdim. . . Size vadolunan şey (uyarıldığınız ölüm) yakın mıdır uzak mıdır, bilmiyorum. "
110
"Muhakkak ki O, düşüncelerinizden açığa vurduğunuzu da gizlemekte olduğunuzu da bilir. "
111
"Bilmiyorum, belki de süre tanınması sizin için bir denemedir (kendinizin ne olduğunu bizzat yaşayıp görmeniz için) ve sınırlı bir yararlanmadır. "
112
Dedi ki: "Rabbim, Hak olarak hükmet! Rabbimiz Rahman Müstean'dır sizin asılsız tanımlamalarınıza karşı!"