11
SURE

Hud Suresi

Ahmed Hulusi • Türkçe Kur'an Çözümü
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Eliif, Laam, Ra. . . BİLGİnin (Kitabın) işaretleri kesin oluşmuş; sonra Hakiym ve Habiyr'in ledünnünden (birimin Esma zatından) detaylandırılarak açığa çıkarılmıştır!
2
Yalnızca Allah'a kulluk etmekte olduğunuzun farkındalığına erin, diye (bu BİLGİ inzal olundu). "Muhakkak ki ben, size 'HU'dan bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim. "
3
"(Yanlış ve kusurlarınız için) bağışlanma isteyin Rabbinizden! Sonra O'na tövbe edin ki, ömrünüz tamamlanana kadar sizi güzel bir şekilde yaşatıp, her erdemli kişiye lütfunu (ilim ve irfanlarının hak ettiğini) versin. . . Eğer yüz çevirirseniz, sizin için o büyük sürecin azabından korkarım. "
4
"Allah'a rücu edeceksiniz; 'HU'; her şeye Kaadir'dir. "
5
Kesinlikle bilin ki! O'ndan gizlemek için, içlerindekini dürüp bükerler (gerçek düşüncelerini başka fikirlerle örtüp gizlerler)! Kesinlikle bilin ki! Onlar elbiselerine büründüklerinde (iç dünyalarındakini örttüklerinde), onların sırlarındakini ve açığa vurduklarını da bilir! Çünkü O, sadırların (beyinlerindeki dünyalarının) zatı olarak Aliym'dir.
6
Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki, onun yaşam gıdası (rızkı) Allah'a ait olmasın! Bilir onun karar kılacağı hali de (sonunu) ve geçici olarak yaşamakta olduğunu da. . . Hepsi apaçık bir BİLGİdir!
7
"HU" ki semalar ve arzı altı aşama sürecinde yaratmıştır (enfüsi manada altı bilinç kademesindeki şuuru {sema} ve bedeni {arzı}); O'nun Arşı (hükümranlığının açığa çıktığı Esma mertebesi) Su (evrenin hakikati olan dalga {wave} okyanusundaki İLİM - DATA olarak); (insan için değerlendirirsek: Esma'nın işaret ettiği özellikler kişinin şuuru ve bedeni {yüzde 80 SU yapısı - sudaki hafızanın çeşitli dalgalarla programlanması sonucu} üzerinde hükümrandır, anlamı düşünülebilir. A. H. ) fevkindedir! Sizin hanginizin davranış olarak daha güzel şeyler açığa çıkaracağınızı belirlemek için. . . Andolsun ki: "Kesinlike siz ölümden sonra ba's olunacaksınız" desen; hakikat bilgisini inkar edenler kesinlikle: "Bu apaçık bir sihirdir (olmayanı var göstermek)" derler.
8
Andolsun ki, eğer azabı onlardan belirli bir süre ertelesek; kesinlikle: "Onu tutan nedir?" derler. . . Kesin olarak bilin ki! Onlara geldiği gün, onlardan geri çevrilecek değildir! Alay etmekte oldukları şey her yönden onları kuşatmıştır.
9
Andolsun ki, eğer insana bizden bir rahmet tattırsak da sonra onu ondan çekip alsak, muhakkak ki o çok umutsuzluğa düşer ve çok nankör olur.
10
Şayet yaşadığı bir sıkıntıdan sonra ona nimet tattırsak, elbette: "(Kendi aklımla) kötülüklerden kurtuldum" der. . . Muhakkak ki o, sevinçli ve kendiyle övünendir!
11
Sabreden ve yararlı çalışmalar yapanlar bunun dışındadır. İşte onlara bağışlanma ve büyük mükafat vardır.
12
(Rasulüm!) Belki de sen, "O'na bir hazine inzal edilseydi yahut beraberinde bir melek gelseydi ya" demelerinden (akılla değerlendirilen yerine gözle değerlendirilen mucize istemelerinden ötürü), için daralıp, sana vahyolunanın bazısını bildirmeyi terkedecek misin? Sen ancak bir uyarıcısın! Allah her şeye Vekiyl'dir.
13
Yoksa "Onu (Muhammed a. s. ) uydurdu" mu diyorlar. . . De ki: "(Eğer beşer uydurması diyorsanız) hadi siz de onun benzeri on sure getirin. . . Allah isminin işaret ettiği anlamla hiç ilgisi olmayan (tanrılarınızdan) elinizin erdiği kim varsa, (onu da yardıma) çağırın. . . Eğer sözünüzde sadıklar iseniz (yapın bunu). "
14
Eğer size cevap vermediler ise, (şunu) iyi bilin: O yalnızca Allah ilmi olarak inzal olunmuştur! Tanrı yoktur; sadece "HU"! Artık teslim olacak mısınız?
15
Kim dünya hayatını ve onun süslü değerlerini irade ederse, yaptıklarının karşılığını tümüyle orada veririz. . . Onların dünyadaki karşılığı hiç eksiltilmez (dünya için yaşayan karşılığını dünyada alır ve biter).
16
İşte onlar öyle kimselerdir ki sonsuz gelecekte kendileri için ateşten başka bir şey yoktur. . . Yapıp ürettikleri şeyler orada getiri sağlamaz. Yapmakta oldukları şey boştur.
17
Böyleleri, Rabbinden bir açık kanıt üzere yaşayan kimse gibi midir? O'ndan bir şahit (Kur'an) onu takip eder; (üstelik) Ondan önce bir önder ve rahmet olarak Musa'nın Kitabı da (ondakileri tasdikler). . . İşte onlar O'na hak olarak iman ederler. . . Sakın şunlardan olma: Kim O'nu inkar ederse, onun vadedilmiş yeri Nar'dır. . . Ondan bir kuşku içinde olma. . . Muhakkak ki Rabbinden Hakk'tır O! Fakat insanların çoğunluğu iman etmezler.
18
Allah hakkında yalan konuşarak iftira atandan daha zalim kimdir? Onlar Rablerine arzolunurlar! Şahitler de: "İşte bunlar Rableri üzerine yalan söyleyenlerdir" der. . . Dikkat edin, Allah laneti zalimler üzerinedir (nefsine zulmederek hakikatindeki kuvvelerden uzak düşmüşlük).
19
Onlar ki, Allah yolundan alıkoyarlar ve onu (doğru yolu) eğriltmek isterler. . . Onlar, (işte) onlar geleceklerindeki sonsuz yaşam süreçlerini de inkar edenlerdir!
20
Onlar arzda aciz bırakıcılar olmadılar (Sünnetulah'ı geçersiz kılamazlar; herkes yaptığının sonucunu kesinlikle yaşayacaktır). . . Onların Allah dununda velileri de yoktur. . . Onlara azap kat kat olur. . . (Zira onlar) algılayamadılar ve basiretleriyle değerlendiremediler.
21
İşte bunlar nefslerini hüsrana uğratanlardır! Uydurmakta oldukları şeyler de (varsandıkları tanrılar) onlardan kaybolup gitti.
22
Gerçek şu ki onlar sonsuz gelecek sürecinde en fazla hüsrana uğrayanlar olacaklardır.
23
Muhakkak ki iman edip imanın gereği fiilleri ortaya koyanlar ve Rablerine huşu ve itaat halinde olanlar var ya, işte onlar cennet ehlidir! Onlar orada ebedi kalıcılardır.
24
Bu iki grubun misali, kör ve sağır ile gören ve algılayan farkına benzer! Misaldeki bu ikisi eşit olur mu? Hala tezekkür etmiyor musunuz?
25
Andolsun biz, Nuh'u kavmine irsal ettik. . . (O da): "Muhakkak ki ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. "
26
"Allah'tan başkasına tapınmayın. . . Gerçekten ben ulaşacağınız acı bir günün azabından korkarım" (dedi).
27
Onun halkından hakikat bilgisini inkar edenlerin ileri gelenleri: "Seni yalnızca bizim benzerimiz bir beşer olarak görüyoruz. . . Basit görüşle hareket eden (düşüncesiz) ayak takımlarımızdan (mal ve mevkileri olmayan) başkasının, sana tabi olduğunu da görmüyoruz. . . Sizin bizim üzerimize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. . . Aksine, yalan söylemekte olduğunuz kanaatindeyiz" dediler.
28
(Nuh) dedi ki: "Ey halkım. . . Gördünüz mü? Ya Rabbimden bir açık kanıtım varsa ve O indinden bir rahmet (nübüvvet) vermiş de siz bunu değerlendiremiyorsanız? Siz ondan hoşlanmadığınız halde, biz size onu zorla mı kabul ettireceğiz?"
29
"Ey halkım. . . Bunun için sizden bir karşılık istemiyorum. . . Benim yaptığımın karşılığı ancak Allah'a aittir. . . Ben, (siz onları aşağı görseniz de) iman edenleri yanımdan uzaklaştıramam! Muhakkak ki onlar Rablerine kavuşacaklardır. . . Fakat ben sizi cahillik eden bir halk olarak görüyorum. "
30
"Ey halkım. . . Eğer onları uzaklaştırırsam Allah'a karşı bana kim yardım eder? Düşünemiyor musunuz?"
31
"Size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. . . Gaybı da bilmem. . . Ben bir meleğim de demiyorum. . . Hor-hakir gördüğünüz kimseler için, Allah asla onlara bir hayır vermez de demiyorum. . . Onların içlerinde ne olduğunu Allah daha iyi bilir. . . (Bunların aksini söylersem) ben kesinlikle zalimlerden olurum. "
32
Dediler ki: "Ey Nuh. . . Bizimle gerçekten mücadele ettin. . . Bunda çok ileri gittin! Eğer doğrucuysan, bizi tehdit ettiğin şeyi, bize getir. "
33
(Nuh) dedi ki: "Eğer dilerse onu size ancak Allah getirir! Siz, Allah'ı dilediğini yapmakta aciz bırakamazsınız. "
34
"Eğer Allah sizi saptırmayı irade ederse; ben size öğüt vermek istesem de öğüdüm yarar sağlamaz. O, Rabbinizdir ve O'na rücu ettiriliyorsunuz. "
35
Yoksa: "Onu uydurdu" mu diyorlar. . . De ki: "Eğer onu uydurdum ise, suçumun karşılığı banadır. . . Ben sizin suçunuzdan beriyim. "
36
Nuh'a vahyolundu ki: "Halkından, iman etmiş olanlar dışında kimse iman etmeyecek. . . (Artık) onların yapmakta olduklarından dolayı üzgün olma!"
37
Gözlerimiz olarak (maiyet sırrına işaret bu ifade), vahyimizce gemiyi yap. . . Zalimler hakkında (şefaat için) bana yönelme. . . Kesinlikle onlar boğulacaklardır!
38
Gemiyi yapıyor(du). . . Halkının ileri gelenleri Ona her uğradıklarında, alay ediyorlardı. . . (Nuh) dedi ki: "Eğer bizimle alay ederseniz, sizin alay ettiğiniz gibi (gün gelir) biz de sizinle alay ederiz. "
39
"Bugünkü alçaltıcı azabın kime geleceğini; (gelecekteki) kalıcı azabın da kime ineceğini yakında bileceksiniz. "
40
Nihayet hükmümüz geldiğinde ve sular kaynaklardan fışkırıp taştığında dedik ki: "Ona, her cinsten bir çift ile daha önce aleyhlerine hüküm verilmiş olanlar dışında, aileni ve tüm iman etmiş olanları yükle". . . Zaten Onunla beraber iman eden çok azdı.
41
Dedi ki: "Binin onun içine! Onun akıp gitmesi de durması da ismi Allah olan olaraktır! Muhakkak ki benim Rabbim, elbette Ğafur'dur, Rahıym'dir. "
42
(Gemi) onlarla birlikte dağlar gibi dalgalar içinde akıp gidiyor(du). . . Nuh, bir kıyıda olan oğluna: "Oğlum! Bizimle beraber bin (Din anlayışıma katıl). . . Hakikat bilgisini inkar edenlerle beraber olma!" diye nida etti.
43
(Oğlu) dedi ki: "Beni sudan koruyan bir dağa sığınacağım". . . (Nuh) dedi ki: "Bugün, rahmet ettiği kimse müstesna, Allah hükmünden koruyucu yoktur". . . İkisi arasına giren dalga ile o da boğulanlardan oldu.
44
"Ey yeryüzü, suyunu yut! Ey sema, (yağmurunu) kes" denildi. . . Su çekildi. . . Hüküm yerine geldi. . . (Gemi) Cudi'de (yüksek bir dağda) yerini aldı. . . "Zalimler kavmine uzaklık olsun" denildi.
45
Nuh Rabbine nida etti de dedi ki: "Rabbim, muhakkak ki oğlum ailemdendir. . . Senin bildirimin ise Hak'tır ve sen hakimlerin en hakimisin. "
46
Buyurdu ki: "Ey Nuh! Muhakkak ki o senin ailenden değildir! Muhakkak ki o (hükmüme karşı oğlun konusunda ısrarlı olman) imanın gereği olmayan bir fiildir! Hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme! Muhakkak ki Ben sana cahillerden olmamanı öğütlerim. "
47
(Nuh) dedi ki: "Rabbim! Bilgisine sahip olmadığım (içyüzünü bilmediğim) şeyi senden istemekten sana sığınırım! Beni bağışlamaz ve bana rahmet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum. "
48
"Ey Nuh. . . Sen ve seninle beraber olanlardan oluşacak halklara bizden Selam ve bereketlerle in. . . Biz onları yararlandıracağız, sonra da onlara bizden (hakikatindeki Esma manası sonucu olarak, derunundan gelen bir yolla) acı azap yaşatılır" denildi.
49
İşte bunlar Gayb haberlerindendir! Bunları sana vahyediyoruz. . . Bundan önce ne sen bunları biliyordun ne de halkın. . . O halde sabret. . . Muhakkak ki gelecek korunanlarındır.
50
Ad'a (halkına) da kardeşleri Hud'u. . . Demişti ki: "Ey halkım! Allah'a kulluk edin. . . O'nun gayrı bir ilahınız olamaz! (Şirk fikriniz dolayısıyla) siz ancak iftira ediyorsunuz. "
51
"Ey halkım! Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. . . Benim yaptığımın karşılığı ancak beni bu işleve özel yaratana (Fatır) aittir. . . Hala aklınızı değerlendirmeyecek misiniz?"
52
"Ey halkım Rabbinizden bağışlanma niyaz edin. . . Sonra O'na tövbe edin ki, semanın feyzini size yoğun olarak irsal etsin ve kuvvetinize kuvvet katsın. . . Suçlular olarak yüz çevirmeyin. "
53
Dediler ki: "Ey Hud! Bize mucize olarak gelmedin! Biz (sırf) senin sözünle tanrılarımızı terketmeyiz. . . Sana iman da etmeyiz!"
54
"Ancak şunu diyebiliriz: Tanrılarımızdan biri seni kötü çarpmış!". . . (Hud) dedi ki: "Ben kesinlikle Allah'ı şahit tutuyorum! Siz de şahit olun ki ben kesinlikle sizin ortak koştuklarınızdan beriyim. "
55
"O'na denk kabul ederek (ortak saydıklarınızla). . . Hadi hepiniz bana tuzak kurun, sonra hiç mühlet vermeyin. "
56
"Kesinkes ben, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a tevekkül (hakikatimdeki El Vekiyl isminin gereğini yerine getireceğine iman) ettim. . . Hareket eden hiçbir canlı yoktur ki onun "Bi"nasiyesinde (alnında olarak) tutmuş olmasın (Fatır'ın beyini programlaması) (lafında kalanlara göre: Hükmüne boyun eğdirmek). . . Muhakkak ki benim Rabbim sırat-ı müstakim üzeredir. "
57
"Eğer yüz çevirirseniz, ben gerçekten kendisiyle irsal olunduğum şeyi (Hakikat bilgisini) size tebliğ ettim. . . Sizden başka bir halkı yerinize getirir Rabbim; siz O'na bir zarar veremezsiniz. . . Muhakkak ki benim Rabbim her şey üzerinde Hafiyz'dir. "
58
Hükmümüz oluştuğunda Hud'u ve onunla beraber iman etmişleri rahmetimizle kurtardık. . . Onları ağır bir azaptan kurtardık.
59
İşte Ad (kavmi olayı buydu). . . Rablerinin (nefslerindeki) işaretlerini bile bile inkar ettiler. . . O'nun Rasullerine isyan ettiler. . . Her inatçı zorbanın emrine tabi oldular.
60
Hem şu dünyada hem de kıyamet sürecinde lanete uğradılar (hakikatlerindekini yaşamaktan uzak düştüler)! Kesinlikle bilin ki; Ad, Rablerini inkar edenlerden oldu! Kesinlikle bilin ki; uzaklık Hud'un halkı olan Ad içindir.
61
Semud'a kardeşleri Salih'i (irsal ettik). . . Dedi ki: "Ey halkım. . . Allah'a kulluk etmekte olduğunuzun farkındalığına erin! Tanrınız olamaz, sadece "HU"! Sizi arzdan meydana getirdi "HU"; ve sizinle mamur etti orayı. . . O halde O'ndan mağfiret dileyin ve O'na tövbe edin. . . Muhakkak ki benim Rabbim, Kariyb'dir (yakın), Muciyb'dir (icabet eden). "
62
Dediler ki: "Ey Salih! Bundan önce içimizde gerçekten ümit beslenen biri idin! Atalarımızın tapındıklarına tapınmaktan mı bizi yasaklıyorsun? Doğrusu biz, bizi davet ettiğin konuda endişeli bir şüphe içindeyiz. "
63
Dedi ki: "Ey halkım, bir bakın. . . Ya Rabbimden apaçık bir delilim varsa ve O kendinden bana bir rahmet vermiş ise? (Bu durumda) eğer O'na isyan edersem Allah'a (karşı) kim yardım eder? Sizin de bana hasar vermekten başka katkınız olmaz. "
64
"Ey kavmim! İşte size bir işaret, Allah'ın (kendi halinde) dişi devesi. . . Onu bırakın Allah arzında yesin. . . Ona kötü amaçla dokunmayın. . . Yoksa yakın bir azap sizi yakalar. "
65
Onu, ayaklarını keserek öldürdüler! Dedi ki: "Üç günlük ömrünüz kaldı evlerinizde! İşte bu yalanlanmayacak bir bildirimdir. "
66
Hükmümüz açığa çıktığında Salih'i ve beraberindeki iman etmişleri, rahmetimizle kurtardık. . . O sürecin aşağılamasından da (kurtardık). . . Muhakkak ki senin Rabbin Kaviyy'dir, Aziyz'dir.
67
O zulmedenleri, (dördüncü gün) o malum sayha (şiddetli, titreşimli korkunç ses) yakaladı da evlerinde göçüp kaldılar!
68
Sanki orada hiç yaşamamışlardı! Kesinkes bilin ki, şüphesiz Semud (halkı) Rablerini inkar etmişlerdi. . . (Yine) kesinlikle bilin ki, uzaklık (hakikatlerinden ayrı düşmüş halde yaşam) Semud içindir.
69
Andolsun ki, (meleklerden) Rasullerimiz, İbrahim'e müjde olarak gelip, "Selam" dediler. . . (O da): "Selam" dedi ve sonrasında da kızartılmış bir buzağı getirdi.
70
Ancak (Rasullerin) ellerini sürmediklerini görünce onları yadırgadı ve onlardan (acaba düşman mı) korkusunu hissetti. . . "Korkma! Biz gerçekten Lut halkı için irsal olunduk" dediler.
71
(İbrahim'in) karısı da ayakta idi. . . Güldü. . . Ona (İbrahim'in karısına) İshak'ı müjdeledik ve İshak'ın ardından da Yakup'u. . .
72
(İbrahim'in karısı) dedi ki: "Vay bana! Ben bir yaşlı (adetten kesilmiş) kadın ve şu kocam da ihtiyar iken doğuracak mıyım? Muhakkak ki bu şaşılacak bir şeydir!"
73
Dediler ki: "Allah'ın hükmüne mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir ey hane halkı! Muhakkak ki O, Hamiyd'dir, Meciyd'dir. "
74
İbrahim'in endişesi geçip, müjdeyi de alınca kendine geldi, Lut kavmi hakkında bizimle tartışmaya başladı.
75
Muhakkak ki İbrahim, yumuşak ve hassas kalpli, Rabbine dönük olan biriydi.
76
(Melekler): "Ya İbrahim! Tartışmaktan vazgeç! Rabbinin hükmü kesin gelmiştir! Muhakkak ki onlara reddolunmayacak bir azap ulaşacaktır!"
77
Rasullerimiz Lut'a geldikleri vakit, (onlar yüzünden) kendini kötü hissetti; (onları koruyamayacağı endişesiyle) içi daraldı ve: "Bu zor bir gündür" dedi.
78
(Lut'un) halkı, arzulu bir şekilde koşarak Ona geldiler. . . Ki daha önce de o kötülükleri yapıyorlardı. . . (Lut) dedi ki: "Ey halkım. . . İşte şunlar kızlarımdır. . . Onlar sizin için daha temizdir. . . Allah'tan çekinin ve misafirim arasında beni rezil etmeyin. . . Sizden aklı başında biri yok mu?"
79
Dediler ki: "Andolsun ki kızlarında bir hakkımız olmadığını bilirsin! Bizim (aslında) neyin peşinde olduğumuzu da elbette bilirsin. "
80
(Lut) dedi ki: "Ah size yetecek gücüm olsaydı, ya da kudretli dayanağım olsaydı. "
81
(Melekler) dediler ki: "Ey Lut! Doğrusu biz senin Rabbinin Rasulleriyiz. . . Sana asla ulaşamazlar! Ailenle gecenin ilerleyen saatinde yola çık. . . Karın hariç sizden hiçbiri geri kalmasın! Çünkü onlara isabet eden, ona da isabet edecek. . . Onlara tanınan süre sabaha kadardır. Sabah yakın değil mi?"
82
Emrimiz geldiği vakit oranın üstünü altına getirdik ve üzerlerine mendud (istiflenmiş) siccilden (pişirilmiş, taşlaşmış çamur) taşlar (muhtemelen volkanik patlama sonucu oluşan lavlar) yağdırdık.
83
Rabbinin indinde işaretlenmiş (taşlar). . . Bunlar zalimlerden uzak değildir.
84
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (irsal ettik). . . Dedi ki: "Ey halkım. . . Allah'a kulluk etmekte olduğunuzun farkındalığına erin! Tanrınız olamaz, sadece "HU"! Ölçmeyi ve tartmayı noksan yapmayın. . . Sizin için hayrın nerede olduğunu görüyorum. . . Sizi kaplayacak bir azap sürecinden korkuyorum. "
85
"Ey halkım. . . Ölçmeyi ve tartmayı adaletli olarak tastamam yapın, insanların hakkını vermemezlik etmeyin ve bozguncular olarak arzda taşkınlık yapmayın. "
86
"Eğer iman edenlerseniz, Allah helali sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin bekçiniz değilim. "
87
Dediler ki: "Ya Şuayb. . . Yöneldiğin mi sana emrediyor, atalarımızın tapındıklarına tapınmamamızı ya da mallarımızda dilediğimiz gibi tasarruf etmememizi! Muhakkak ki sen Haliym'sin, Reşiyd'sin. "
88
(Şuayb) dedi ki: "Ey halkım. . . Görmüyor musunuz? Ya Rabbimden kesin bir delil üstündeysem ve O bana kendinden güzel bir rızık verdiyse? Sizden yapmamanızı istediğim şeyde size ters düşmek istemiyorum. . . Gücüm yettiğince sizi düzeltmek istiyorum. . . Başarım ancak Allah'ladır. . . O'na tevekkül (hakikatimdeki El Vekiyl isminin gereğini yerine getireceğine iman) ettim ve O'na yöneliyorum. "
89
"Ey kavmim. . . Bana karşı olmanız sakın sizi suça sürüklemesin; (böylece) Nuh halkına veya Hud halkına yahut Salih halkına isabet edenin benzerinin size isabet etmesi ile sizi cezalandırmasın. . . Lut halkı da sizden uzak değildir. "
90
"Rabbinizden bağışlanma isteyin, sonra O'na tövbe (rücu) edin. . . Muhakkak ki Rabbim Rahıym'dir, Vedud'dur. "
91
Dediler ki: "Ya Şuayb. . . Biz senin dediklerinden birçoğunu anlamıyoruz! İşin doğrusu seni içimizde zayıf konumda görüyoruz. . . Eğer arkanda saydığımız aşiretin olmasaydı, kesinlikle seni taşlayarak öldürürdük! Sen bize galebe çalacak durumda değilsin. "
92
(Şuayb) dedi ki: "Ey halkım. . . Aşiretim size Allah'tan daha mı güçlü ve karşı konulmaz? Ki O'nu arkanıza atıp unutulan edindiniz. . . Muhakkak ki Rabbim yapmakta olduklarınızı Muhiyt'tir (ihata etmektedir). "
93
"Ey halkım. . . Makamınız üzere işinize devam edin. Muhakkak ki ben de işimi yapıyorum. Aşağılayıcı azabın kime geleceğini ve yalancının kim olduğunu yakında göreceksiniz. . . Gözetleyin, muhakkak ki ben de sizinle beraber Rakıyb'ım. "
94
Hükmümüz açığa çıktığında, Şuayb'ı ve beraberindeki iman etmişleri rahmetimizle kurtardık. . . Zulmedenleri ise şiddetli titreşimli, korkunç ses yakaladı da evlerinde göçüp gittiler.
95
Sanki hiç yaşamamışlardı orada. . . Kesinkes bilin ki, hakikatlerinden uzak düşmüş bir yaşam Medyen (halkı) içindir, Semud (halkının) uzak oldukları gibi.
96
Andolsun ki biz, Musa'yı işaretlerimiz olarak ve apaçık delille irsal ettik. . .
97
Firavun ve ileri gelen adamlarına. . . Onlar Firavun'un emrine tabi oldular. . . (Oysa) Firavun'un emri olgunluğu yansıtmıyordu.
98
(Firavun) kıyamet sürecinde halkının önüne geçip önderlik eder. . . (İşte) onları ateşe ulaştırır! O varılan yer ne kötü bir yerdir.
99
Hem burada (dünyada) hem de kıyamet sürecinde lanete tabi olundular! O hisselerine düşen ne kötü bir paydır!
100
İşte bunlar o bölgelerin haberlerindendir! Sana hikaye ediyoruz. . . Onlardan bir kısmı ayakta ve (bir kısmı da) biçilmiş ekin gibi olmuştur.
101
Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendi nefslerine zulmettiler! Rabbinin hükmü açığa çıktığında, Allah dununda tapındıkları tanrılar kendilerine hiçbir fayda sağlamadı! (Tanrı anlayışları) onların helak olmasından başka bir sonuç doğurmadı.
102
Rabbinin, zalimlerin olduğu şehirleri yakalaması işte böyledir! Muhakkak ki O'nun yakalaması çok acı verici ve şiddetlidir!
103
Muhakkak ki bunda, gelecekteki yaşam azabından korkan için elbette bir işaret vardır. . . İşte bu, tüm insanların bir arada olduğu bir süreçtir! İşte bu, kendisinde hiçbir şeyin gizli kalmadığı bir süreçtir!
104
Biz onu ancak süresi belirlenmiş bir ömür dolayısıyla geciktiriyoruz.
105
O süreç başladığında, O'nun elvermesi dışında, hiçbir nefs konuşamaz! Onlardan kimi şaki (imanı olmayan, sonsuza dek cehennemlik) kimi de saiddir (imanı olan, sonsuza dek cennetlik).
106
Şaki olanlar, Nar'dadırlar (ışınsal ateş). . . Onlar orada (azaptan) hırlayarak ve inleyerek soluk alırlar!
107
Semalar ve arz (şuurları ve bedenleri) var oldukça onda ebedi kalırlar; Rabbinin dilemesi müstesna. . . Muhakkak ki Rabbin (hakikatin olan Allah Esma'sının bileşimi) irade ettiğini fiile dönüştürür!
108
Said olanlar ise, Cennet'tedirler. . . Semalar ve arz (şuurları ve bedenleri) var oldukça onda ebedi kalıcılardır; Rabbinin dilemesi müstesna. . . Akışı kesilmeyen bağışla yaşarlar.
109
Şunların tapınmalarına bakıp şüpheye düşme! Daha önce atalarının tapındıkları gibi tapınıyorlar sadece (Allah'a ibadet ettiklerini sanma)! Doğrusu biz onlara hak ettiklerini noksansız, tamı tamına vereceğiz.
110
Andolsun ki Musa'ya Hakikat BİLGİsi verdik de onda ayrılığa düştüler! Eğer Rabbinden (hükmedilmiş) geçmiş bir söz olmasaydı, mutlaka aralarında iş bitirilirdi. . . Muhakkak ki onlar Ondan (vehimleri yüzünden) kuşku içindeler.
111
Muhakkak ki Rabbin her birinin yaptıklarının karşılığını kendilerine tam verir. . . Çünkü O, yapmakta olduklarını (onların Esma'sıyla hakikati ve meydana getiricisi olarak) Habiyr'dir.
112
O halde sen hükmolunduğunca hakikati yaşa (istikamet sahibi olmak, hidayetin açığa çıkması sonucu olarak hakikatin yaşanması, demektir. A. H. )! Seninle beraber, tövbe edenler de (hakikati yaşayamamalarına neden olan şeylere tövbe edenler). . . Sakın taşkınlık yapmayın! Çünkü O, yapmakta olduklarınızı (B sırrınca) Basıyr'dir.
113
(Nefsine) zulmedenlere meyletmeyin, (o takdirde) size Nar dokunur. . . Sizin için Allah dununda veli söz konusu olmaz! (Şayet edinirseniz) sonra yardım da görmezsiniz!
114
Gündüzün iki tarafında ve geceden zülfelerde (gündüze yakın saatlerinde) salatı ikame et. . . Muhakkak ki hasenat (Hakikatini yaşamak - kişiden açığa çıkan güzel yaşantı) seyyiatı (hakikati örtme ve nefsaniyetten kaynaklanan suçların getirisini) giderir. . . Bu, idrak sahiplerine bir öğüttür.
115
Sabret. . . Muhakkak ki Allah ihsan sahiplerinin mükafatını zayi etmez.
116
Sizden önceki kuşaklardan geri kalanlar, arzda bozgunculuktan vazgeçirmeliydi onları değil mi? Onlardan kurtarmış olduklarımızdan az bir kısmı hariç (bunu yapan olmadı). . . Zalim olanlar ise şımartıldıkları refahın peşine düştüler. . . Suçlu oldular!
117
Senin Rabbin, salih (dürüst) insanların yaşadıkları bölgeleri, haksız olarak helak edecek değildir!
118
Eğer Rabbin dileseydi, elbette (tüm) insanları ümmet-i vahide (tek bir inanca sahip toplum) yapardı! Oysa karşıt görüşe dayalı inançlar sürüp gidecektir.
119
Sadece Rabbinin rahmet ettiği kimse hariç (o Rasulün getirdiklerine muhalefet etmez); işte bunun için onları halketti! Rabbinin: "Andolsun ki cehennemi tamamen cinn ve nas'tan dolduracağım" kelimesi tamamlanmıştır.
120
Rasullerin haberlerinden her birini sana anlatmamızın sebebi anlayışını oturtmak içindir. . . Bu sureyle de sana hak bildirilmiş, iman edenlere hatırlatma ve öğüt (ders) verilmiştir.
121
İman etmeyenlere de ki: "Elinizden ne geliyorsa yapın; biz de yapacağız. "
122
"(Sonucunu görmek için) bekleyin bakalım! Biz de bekliyoruz!"
123
Semalar ve arzın algılanamayanları, Allah içindir. . . Hüküm tümüyle O'ndan çıkar! O halde O'na kulluğunun farkındalığına er; O'nun El Vekiyl isminin manasının hakikatindeki varlığını hisset! Rabbin, sizden açığa çıkanlardan perdeli değildir!